içime doğru eğilip bir baksan
sen eski düşlerinden kestiğin aylak kanatlarınla
hangi dağın daha yüksek olduğunu nerden bileceksin?
coğrafya kitaplarını aç, nehirlerin yollarını gözle
elbet bir dalga sana da gelip çarpacaktır
ayaklarına yığıp Babil'in zenginliğini bir
bakır lira, bir torba tuz, sedef kakmalı asa
ben bütün bunları söylüyorum ya
bir ceylan yine sessizce gözlerinin ormanından kayıyor
bir iz bırakıyorsun şuraya, tam şuraya
dokunuyorsun ve her şey başlangıca dönüyor
çok eski başlangıçlara, toza ve bulutlara
son ışığa, ilk karanlığa, o tanrısal çamura
bir ses yükseliyor ve yedi gün yedi gece oluyor
göklerin ve denizlerin birleştiği yerlere bakıyorum
dağların yükseldiği, karaların çöktüğü
derin vadilerin derin çöllere dönüştüğü
süngerin çığlığıdır ah! çıkarken gizli sulardan
çektiğin ellerinle sarıyorsun beni
gidemem artık hiçbir yere, henüz
ne söylendi ki? yalnızca bize benzeyen çocuklar
uzak tarihinde gözlerinin
ışık yalnızlığın başını yakıyor
beyaz, kardan kâğıtlara uzanıyorum
bir trenin içinde sana doğru koşuyorum
birlikte tünellere giriyoruz
tünellerden yalnız çıkıyoruz
ışık ansızın gözlerime vuruyor
gözlerim ansızın kör oluyor
kör yalnızlığın içinden nasıl görünürse dünya
işte o gözle bakıyorum dünyaya
sana bakıyorum kör yalnızlığımla
ışık yalnızlığın başını yakıyor
uzandığım beyaz kâğıtlar birden alev alıyor
bir dağ silkelenip bütün karlarını üzerime döküyor
alev sönüyor ah, belki hiç sönmese
yalnızlık bir mum gibi eriyip gitse
üzerimde yağmur yorgunluğu sonbahar
uzak yollardan gelmişliğin tütsüsü
ansızın açılan sıcak bir kapıdan girince içeri
hani nasıl buhar olup uçarsa her şey
seni görür görmez unutuyorum başka
başka kapılara koşuyorum
birinde sokağı bekleyen kör atmaca birinde mahçup bir çocuk daha on dördünde
birinde dün vurulmuş ölümü bekleyen genç
birinde ölüm, henüz kapıya vurmayacak
açınca ışık ve karanlık odaya dolacak
seni kurumuş dudaklarından öpecek
ve bekleyecek (neyi?)
doğurmasını belki de annenin seni
yolun yürüyüp durduğu yerde bekliyorum
içimde düşme korkusu
gelip geçenlere bakıyorum geçip gidenlere
aynalara bakıyorum o derin tünellere
ardımdan bir tren o karanlık tünele giriyor
ben hep bekliyorum çünkü yürüsem
ah, ben ince bir tel cambazı gibi
buraya kadar nasıl gelmişsem
neden öylesine bir hüzün vardır bazı sözlerde
içimizden kimseyi sevmek bile gelmez
upuzun bir ip bu gitmek ve gelmek arasında
aşkın ve terkedişin ortasında
upuzun bir ip bu, altında derin uçurumlar
bir elin usulca fırlattığı zar
bir kalp seçer kendine sevmek için
çarpar - kırılır - çarpar
Tanrım! ne kadar da yalnızız