Yaşanabilseydi... Yeniden yaşanabilseydi, o ne yapacağını, onlara nasıl layık oldukları muameleyi yapacağını, nefsini budalaca hiç kimseye feda etmeyeceğini biliyordu.
(...)
Mazisi onu boğuyordu. Bütün hayatı onun üstüne adanmıştı. Bütün hayatı gençliği, gençlik seneleri ona "Budala!.. Budala!.. Budala!" diye bağırıyorlardı.
"Şimdi her şeyi öğrendin... Şimdi her şeyi görüyorsun. Bizi bunun için mi feda ettin? Bunun için mi feda ettin bizi?"
Ah yeniden yaşanabilseydi, diye düşünüyordu. Yeniden yaşanılabilseydi...
Bütün bir ömür yapılan hataları düzeltmeye elvermeyecekti.
Tekrar yaşanabilseydi... Göğsüne yavaş yavaş sükûnet, başına, düşüncelerine yavaş yavaş bir açılma, berraklık geliyordu.
Tekrar yaşanabilseydi. Tekrar yaşanılabilseydi. Ne yapacaktı?
Ne yapabilecekti?
Ne yapabilirdi?
(...)
Yine aynı senede, aynı evde, aynı insanların çocuğu Şadan olarak dünyaya gelmiş olaydı, yine aynı tesirler, telkinler, hayat anlayışla büyüseydi, yine aynı karakterde olacak, yine aynı şeyler karşısında, aynı tepkileri verecek, yine aynı şeyleri yapacaktı. Aynı şeyleri...
Başka türlü yapamazdı.
Başka türlü yapmasına imkân yoktu.
Başka türlü yapması için başka şarılar içinde, başka tesirler, telkinler alunda yetişmiş, duyguları, iç alemi ve hayata bakışı başka bir insan olması lazımdı.
Yine aynı şeyleri yapacaktı. Çünkü düşünceleri berraklaştıkça şahsiyetini topluyor, şahsiyeti belirdikçe yine aynı insan oluyordu.