Fakat muhakkak ki hayatta kendi isteklerimiz dışında mevcut bir realite vardı. Hayat hiçbir zaman bizim isteklerimize uygun bir şekilde akmıyordu. Bizim isteklerimize uygun şekilde akmak şöyle dursun ayrıca da kendi akış seline bizi katan, bizi sürükleyen ve kendi hakikatlerinin yarattığı şartlarla bize hakim olan oydu.
Hayatta onun akışına, onun şartlarına, onun hakikatlerine uygun olarak, onları kavrayarak ve akışı istikametinde yürüyerek yaşamak, ona karşı yürümek, onun seline şuursuz ve perişan bir dal parçası gibi katılarak değil de onun seli olarak akmak lazımdı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Onu tanıdığı için mi sevmemeye başlamıştı, yoksa sevmemeye başladığı için mi tanımıştı?
(...)
Uzaklaşmak...
Bazen kelimeler bir düşünce veya bir hakikati ifade edecekleri anda ne kadar gülünçleşiveriyorlar. Uzaklaşmak...
Yaşamak... Yaşamanın kıymet ve değerini bilerek, onun ne kadar kısa ve ne kadar geçici bir şey olduğunu bilerek yaşamak lazımdı.
Ama bunu hiçbir insan bilmiyordu.
Halbuki insan bir hayatın nasıl başladığını, nasıl cereyan ettiğini ve nasıl bittiğini bir kere görüp öğrendikten sonra tekrar yaşayabilmeydi.
İşte o zaman, bir rüya kadar kısa olan bu hayattan ne güzel istifade ederdi.