Dilara

(...) çünkü beklemeye değer her şeyin kendi zamanı ve düzeni vardır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yalnızlık da vahşi orman kadar gizemlidir diye tekrarlıyor inatçı bir tavırla. "İnsan şaşmaz bir düzene göre yaşar ve günün birinde senin Malaylar gibi Amok koşucusu olur. Bir evi, unvanı, mevkii ve hiçbir şekilde şaşmayan bir yaşam şekli vardır. Ve bir gün bütün bunlardan koşarak kaçar, elinde silahla ya da bazen silahsız... ki bu ikincisi daha bile tehlikeli. Gözlerinde donuk bir bakışla koşarak dünyaya çıkar; yol arkadaşları, eski dostları ondan uzaklaşırlar. (...) Fakat dediğim gibi, en kötüsü bu da değildir. Belki koşarken bir yumrukla uyuz, kuduz bir köpek gibi yere serilir. Belki duvara, hayatın engellerine doğru koşar ve bütün kemiklerini kırar. Daha kötüsü, insanın yalnız geçen yıllar boyunca ruhunda oluşan bu galeyanı bastırmasıdır. Ve hiçbir yere koşmaması. (...) O zaman ne yapar? Yaşar, bekler, düzeni korur. Bir keşiş gibi yaşar ama kutsal kitapsız, dünyevi bir düzende. Bununla birlikte keşişin işi kolaydır, çünkü inancı vardır. Ruhunu ve kaderini yalnızlığa teslim eden bir insansa inançlı olamaz. Sadece bekleyebilir. Onu yalnızlığa mahküm eden her şeyi, kendisini bu duruma getirenlerle ya da getirenle bir kez daha konuşacağı günü ya da anı. On, kırk ya da daha net söylemek gerekirse kırk bir yıl boyunca düelloya hazırlanır gibi o ana hazırlanır. (...) Ve profesyonel savaşçılar gibi her gün idman yapar. Neyle idman yapar? Anılarla, ki yalnızlık ve zamanın zihnini sislendirmesine, kalbini ve ruhunu yumuşatmasına izin vermesin. Çünkü hayatta bütün hazırlığına değen, kılıçsız bir düello vardır. En tehlikelisi de budur.
Yeryüzünde yapacakların olduğu müddetçe yaşarsın
(...) kadın, odanın bir köşesinde hiç kımıldamadan oturup sana bakar. (...) İlk başta aldırmazsın. Sonra sinirin bozulur, odadan çıkmasını emredersin. Fakat bu da bir işe yaramaz: Başka yerde, başka bir odada oturup duvarların içinden sana baktığını bilirsin. (...) Zamanla yorulursun, çünkü bu bakış en güçlüyü bile yıpratacak kadar güçlüdür. Bir dokunuş kadar güçlü. (...) Aklını oynatırsın. Sonra bunu da umursamaz olursun. (...) Yağmur yağar. Odanda oturup içki içersin, çok içersin (...) Okumak istersin ama bir şekilde kitabın içine de yağmur yağar, kelime anlamıyla değil ama buna rağmen gerçekten, harfler hiçbir şey ifade etmez, sadece yağmuru dinlersin. Piyano çalmak istersin ama yağmur da yanına oturup seninle birlikte çalar. Sonra kurak mevsim gelir, dumanı tüten aydınlık. Hızla yaşlanırsın."
"Hakikat gerçek değildir." "Hakikat onun sadece bir kısmıdır."