Dilara

Ve sen kötü karanlık, sessizlik çağının duruşmasına almıyor musun bizi, ve sen küfre eşit, suçlu karanlık? Durduk, sokulduk birbirimize; ağırdı, acılıydı süre - gecenin işleri: Ölüm ve doğum toprakları - gözyaşlarıyla bir güldürü oynanır evrende, (...) Acının bitiminde, seğinmenin başladığı yerde, kaygısızlık olabilirlik saatinde, Sevmek için uzanıyoruz karanlığa, alışmak için birbirimize nasılsa kış inecek...
Reklam
Ne oldu orada, kimsesizlik çekişmesinde; kırık dökük anılar, hir ışık, güneşli taşlarda diş izi; Kunsızlanmaları kıyılarda. Issızlık yer seni, kaygının başladığı yer; Bir güven tartışması döner yol ağızlarında, yeniden yaşamak için sağduyu çıkmazında ha! Demedim mi ateşleri geçtiler yazıda çırılçıplak ayaklar, sıvaları dökülmüş bir günün eşiğine varmak için. Ne oldu orada, ne oldu orada; ölü çizgilerde, boşa söylenmiş sözlerde... Bu onur kerpiçten evlerimizin önünde bizim, yeni bir sevinci kumak için. Yapayalnız ot anlatır size o akşam üstü öyküsünü, gurbet gezimize başlamadan önce; Kar sildi adımızı kıraçlardan... Artık yabancı! Artık yabancı!
Bizim doğumumuz ölümsüzdür umutlarımız gibi. Ellerime uzanan yaşantırın nedeni için gereksiz durdum. Boşlukta çürük gülüşler. Kusurlu yüreğimiz bizim gücümüz. Yaşamayı araştırdım seni sevmek için.
Günün en uykulu yerinde yaramızı yalıyoruz dikenli dilimizle Yazların kızgın çinkolarında yürüyen güvercin ayakları, Ve kapıların önünde oturduk savaş dönüşü; Bizim utkumuz yaralarımızda... Bizim ünümüz yaralarımızda... Gidin karıncalar, başka gülüş, başka ağlayışların kırıntılarını toplayın yerlerden
Değişir mi bu en geniş yalnızlığımızın ortasında yeni bir güne hazırlanırken korkak ve cesur bir bütün içinde içlene içlene. Değişir mi bu ağaç gibi, kuş gibi, sevmek düşünceyi.
Reklam