Her gün bir azan, bir durulan bu depresif hâl tarafından ruhu törpülenen insanlarız sadece. Bazılarımız geri dönüşü olamayacak kadar yozlaşacak, geri kalanlar hayatlarını bozuk bir birey olarak sürdürecekler.
Bazılarımız ileri gidip intiharı tercih edecek. Arkasından "Ah, keşke biraz daha dayansaydı! Hayatı zamanla anlayacaktı. Olgunlaşınca rahatlayacaktı..." diyeceksiniz. Halbuki kendinizi intihar eden kişinin yerine koysanız, onun çektiği acıya karşı ne kadar mücadele verdiğini, dayanmaya çalıştığını, çevresindekilere kulak verip onlar gibi hayata adapte olabilmek adına elinden geleni yaptığını ancak sonuç olarak bütün yaşama sebeplerinin anlamsızlığı karşısında pes ettiğini görebilirdiniz.
Bizim duygularımızı her zaman geçiştiriyorsunuz. Başımızı okşayıp "Geçer bunlar..." dediğinizde her şey bitecek sanıyor, acımızı utanç verici derecede basitleştiriyorsunuz. Hâlbuki, biz sadece anı yaşamanın derdinde değiliz. İleride bir dağı gösterip "Oraya kadar gidebilirsen her şey düzelecek!" dediğinizde söylediğiniz şeyin muhtemelen doğru olduğunu ve oraya gitmemiz gerektiğini de düşünüyoruz. Fakat siz bunu söylerken şu an yaşadığımız şiddetli ağrıyı bile isteye yok saymamızı, görmezden gelmemizi istiyorsunuz. "Hadi, az kaldı. Devam et!" diyerek bizi ağrılar içinde yürümeye zorluyorsunuz, size göre iyileşebilmemizin tek yolu bu! Şüphesiz ki bu işte bir yanlışlık var. Eğer bana sorarsanız da yanlış olan sizsiniz, biz değil!
Küvetin içindeki suyu ellerime sıçratarak bir çocuk gibi davranmaya çalışıyorum fakat yüreğimdeki duygu yoğunluğunu azaltmaya yetmiyor. Bundan sonraki hayatımı, içimde yaşamaya dair bir heves olmaksızın geçirecek gibi hissediyorum bir an. Nefesim kesilecek gibi oluyorum.