Çevremize şöyle bir uzaktan baktığımızda, insanların birçok anlam verdikleri şeylerden dolayı mutsuz olduklarını görürüz ve hatta öyle ki bu anlam verilen şeyler kişilerin mutluluğunu en az %80 etkiliyor desek yanlış olmaz. Neyse iş hayatında birçok "ihtiras" sahibi insanlara denk geliriz. O kadar kafaya takabilirler ki istedikleri makam için her şeyi yaparlar ama her şeyi! Peki bu makam, kurum, kuruluş dediğimiz şeyler aslında ne? Yuval Noah Harari'nin kitaplarını okuyan arkadaşlar bilirler "Özneler arası gerçekliği" ben basitçe anlatayım. İnsan daha var olduğu ilk andan beri beyni neden-sonuç ilişkisiyle bağlantılar kurarak ve imajinasyon dediğimiz zihinde tasavvurlar ile hayatta kalmayı başardı. Ve bir de örgütlenebilme becerisiyle doğada üstün oldu. Yani bugün doğada diğer canlılardan daha rahat yaşayabiliyorsak bu "toplum" oluşturup örgütlenebilme becerimizdendir. Kurumlar, kuruluşlar kısaca bizim bir örgütlenme biçimimiz. Peki o kurum ve kuruluşlarda çalışan insanlar neden yöneticilerinin dediklerine itaat ederler? neden bir fabrikada 300 çalışan bir patronu döverek kendi sözünü dinletemez? Çünkü bu bizim "özneler arası gerçekliğimiz" de yer alıyor. "Patronun dediklerine itaat etmek gerekir" Mesela Mercedes'i ele alalım. Mercedes deyince herkesin aklına bir kurumsal kimlik gelir. Peki gerçekten Mercedes somut mudur, yoksa neden olduğu şeyler mi somuttur? Eski zamanlarda kurumların olmadığı zamanlarda bir üretici ürettiği şeyden sorumluydu ve olası aksiliklerinden üretici şahıs ya da şahıslar hukuken sorumlu tutuluyordu ve ceza alıyorlardı. Bugün siz Mercedes'i dava etseniz Mercedes'in Ceo'suna dava açılmayacak Mercedes kurumuna dava açılacak ve Mercedes kurumu ceza alacak. Peki devlet, hukuk, kanunlar nedir? onları da şöyle özetleyebiliriz. A devleti