Hislerin özgürce yaşanması üzerinde baskı kurmak, o hislerin doğmasına engel olmaz; sadece, onları hissedenlerin psikolojik tıkanma yaşamalarına, yalana, ikiyüzlülüğe neden olur.
Susuyordum, susmanın kelimeleşmesini bekliyordum. Olmayan olmazdı. Sevgi dediğimiz şey, o iki kişinin hayatından bağımsız bir varlık gibiydi. İstese o iki kişiyi kapsardı. Bunda korkunç bir dialektik vardı. Sonra “her şey”, “bir tek şey” haline dönüşürdü. Sentez buydu. Yalanlar, yapaylıklar yaşıyamazdı bu ülkede, bu “bir tek şey” adlı ülkede.
İnsan ancak kendine alışır gibi alışabilir bir insana. Ben güzelliğimi de, çirkinliğimi de sende görebiliyorum. Kendimi kuruyorum seninle. VE insanın kişiliğini pekiştiriyor sevmek. Sevmek! O büyük kelime.