Depresyondan, anksiyeteden, özgüven eksikliğinden mustarip olan, ama çocukluğunda benliği anne-babası tarafından derin şekilde yaralanmamış bir tek insan bile gösteremezsiniz. Hepimizin bir iç sesi vardır. Depresyon, anksiyete, özgüven eksikliği gibi durumlar, iç sesimizin kendimize karşı sertleşmesidir.
Alfred Adler, çocuğa sadece olumlu ilgi gösterilmesi gerektiğini, çocuk olumsuz bir şey yaptığında en ideal davranışın bunu görmezden gelmek olduğunu, olumlu ilgi gören çocuğun zaten olumsuz ilgi çekmeye de çalışmayacağını savunur. Biz ise tam tersine, çocuk olumsuz bir şey yaptığında tepki veriyor, desteklenmesi gereken olumlu davranışlarına ise sessiz kalıyoruz.
“Suçluluk” (guilt) ve “utanç” (shame) arasında derin bir fark vardır. Suçluluk, ne yaptığımızla, utanç ise direkt olarak kim olduğumuzla ilgilidir. (…) Depresyon ve anksiyeteyle yakın ilişki içinde olan bu tür bir derin utanma duygusu, kişinin anne-babasının ona çocuklukta aşıladığı bir şeydir, kişinin öz-değer hissinin zayıf olması gibi hayli ciddi bir durumla birlikte bulunur.
Sizin sevgiyi hissetmeniz başka, onu çocuğa iletebilmeniz başkadır. Siz çocuğu kendi içinizde ne kadar çok severseniz sevin, bu sevgi, çocuğu
olduğu şey olarak kabul etmekle birleşmiyorsa ve çocuğa sevildiğini ve kabul edildiğini hissettirmiyorsa, işlevsizdir.