Tek kelime ile muhteşemdi. O kadar çok kendine bağladı ki beni, bitmesini istemediğim için okumadığım zamanlar bile oldu.
'Barış' isimli bir tiyatro ile işgal altında alınmış bir yerde geçiyor kitap. Sayfaları çevirdikçe ne kadar az şükrettiğimizi düşündüm. Günde beş defa duyduğumuz o ezan için mesela ne kadar şükrediyoruz.
Rosav çörekleri.. Her yiyenin tekrar yemek istediği sarhoş eden o çörekler. Gerçekten gelmiş gibi...
Leyla..
Tek başına gözünü bile kırpmadan her daim harbe hazır güzel kızım benim.
Yaptığı kurabiyeleri tadabilmeyi çok isterdim.
Her sayfayı dolu dolu yaşadım. Yeri geldi kitabı kapatıp kalbimin sakinleşmesine zaman tanıdım. Leyla'nın kalbi neyse benim ki de oydu. Yeri geldi göz yaşlarıma izin verdim. En çok da o ezan sahnesi..
Yüzbaşı..
Onun hakkında ne desem eksik kalacağına eminim. Ama hiçbir şey demeden de edemeyeceğim.
Fiziki olarak küçük ama anlamı büyük olan o selamı..
Sürekli tezgâhtaki eşyaları düzeltmesi..
O dalıp dalıp gitmeleri..
O nasıl bir sevda..
O nasıl bir zariflik..
Merve Özcan
Biz önce sözlü ve fiili duayı beraber götürmeyi öğreniriz. Fiili dua sahada olmak, çalışmaktır. Sözlü dua yakarış ve tevekküldür. Fiiliyat olmazsa tembelleşiriz, tevekkül olmazsa kibirlenir, isyan ederiz.