Hem edebi hem de felsefi açıdan çok derin bir eser olan Anna Kareninayı sonunda bitirmiş bulunuyorum. Roman iki ana eksen üzerine kurulu: Anna-Vronski ve Levin-Kitty hikâyeleri.
Anna, zengin ve soylu bir devlet görevlisinin eşi iken Vronski adında genç bir subaya aşık oluyor. Bu aşk yüzünden toplumdan dışlanıyor, oğlundan uzaklaşıyor ve büyük bir içsel çöküş yaşıyor. (Bence biraz drama kraliçesiydi ama oraya girersek çıkamayız.)
Levin karakteri ise çoğu yerde Tolstoy’un kendisinden izler taşıyor. Toprak, tarım, köylüler, inanç ve hayat üzerine sorgulamaları romanın felsefi boyutunu oluşturuyor. Levin ile Kitty’nin ilişkisi, Anna ile Vronski’nin yıkıcı aşkına karşı daha sağlam ve emek verilmiş bir birliktelik olarak sunuluyor.
Toplum-birey çatışmaları kitapta sıkça işlenmiş. Bunun yanında aşkın farklı yüzlerini, trajedileri ve dönemin Rusya’sının toplumsal yapısını da görmek mümkün. Anna Karenina her ne kadar aşk romanı olarak geçse de aslında sadece bir aşk hikâyesi değil; ahlak, özgürlük, toplum ve inanç üzerine de çok şey söylüyor.
Tolstoy’un ayrıntıcı üslubu beni biraz yordu. Özellikle Levin’in tarım, köylüler ve felsefi sorgulamaları, aristokrasi, balolar ve köy hayatı uzun uzun anlatılıyor. Açıkçası konu 500 sayfada da bitirilebilirdi; 1062 sayfa biraz fazla geldi. Ama bir yandan da kitap, içinde hem aşkı, hem toplumu, hem de felsefeyi barındırdığı için sanırım böyle “uzun uzun kaliteye” ulaşmış.
Karakter sayısı da her Rus romanında olduğu gibi bolca mevcut. Bir de hem kendi adları, hem resmi unvanları, hem de lakapları olunca… Kim kimdi anlayana kadar bir bakıyorsun ki 300 sayfa geçmiş.
Özetle benim için yorucu ama çok değerli bir maceraydı. Yine olsa yine okurdum. Ama küçük bir not: aşk romanı sanıp kolay okunur diye başlamayın; kafa rahatken okuyun derim.