19. yüzyıl Rus edebiyatının unutulmaz eserlerinden biri olan Oblomov, sadece bir karakter değil, aynı zamanda bir yaşam tarzının, bir ruh halinin sembolü. Sürekli hayaller kurup bir türlü eyleme geçemeyen, tembelliğin ve ertelemenin beden bulmuş hali… Ama aynı zamanda toplumsal ve bireysel eleştirilerin de merkezinde.
Gonçarov, Oblomov üzerinden Rus toplumunu da gerçekçi bir gözle eleştiriyor: asalak toprak sahipleri, hantallaşmış bürokrasi ve değişime ayak uyduramayan bir düzen.
Kitap bize “yaşamak” ile “oyalanmak” arasındaki ince farkı hatırlatıyor. Oblomov’un uyuşukluğu çoğu zaman sinir bozucu olsa da, bir noktada kendimize dönüp bakmamıza neden oluyor: Biz de bazen kendi küçük Oblomovluklarımızda takılıp kalmıyor muyuz?
Zaten bugün de “Oblomovluk” kavramı, sürekli ertelemeyi, sorumluluklardan kaçmayı ve hayallerin içinde oyalandığı hâlde adım atmayan insanları tanımlamak için kullanılıyor. Bu yönüyle Oblomov, sadece 19. yüzyıl Rusya’sını değil, günümüz insanını da anlatıyor.
Okurken ilk 300 sayfa boyunca içimden “hareket yok mu hareket?” diye geçirmedim değil. Hatta bazı yerlerde insanı anksiyete basıyor. Ama sonlara doğru açılıyor, akmaya başlıyor ve yine olsa yine okurum diyecek kadar keyif veriyor.
Keyifli okumalar.