Nur Sinem GÜLLE

Nur Sinem GÜLLE
6/10
·88 syf.··
2024 31. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2024 11:24
Kitap, çok iyi bir fikir ve çok iyi bir kurguyla başlayıp beyaz adamın dünya düzenine dair 'çok önemli' değerlendirmeleriyle sıkıcılaştı. Çok daha sürükleyici bir kurgu olabilirdi. Tanrı ile konuşmalar daha uzun sürebilir, Nuh'un içsel sorgulamaları ile ilgili Tanrı'nın cevaplarına yer verilebilirdi diye düşündüm. Bir gün karşıma Tanrı otursa ve ona her şeyi sorabileceğimi bilsem Babil' in karıştırılmasından başlamazdım. Tanrı'ya sorulabilecek çok daha yaratıcı sorular olduğunu düşünüyorum. Wells' in dehası tartışılmaz, niyetim de onu tartışmak değil ancak bakış açısı tam olarak kendini sosyalist olarak tanımlayan erkek bakış açısıydı. Kurgu olduğunu biliyorum, içinde komünist ve sosyalistlere dair muhtemelen Atatürk'ün de hoşuna giden iğnelemeler var ancak bu kitabın Tanrı'nın karşısında oturan Havva olarak yazılmış versiyonunu da okumak isterdim diye düşündüm okurken.
Ağrı Dağı Yolcusu KalmasınH. G. Wells · İthaki Yayınları · 2019853 okunma
Reklam
9/10
·184 syf.··
2024 21. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ağustos 2024 18:31
Eduard Louis, yeni keşfettiğim ve art arda tüm kitaplarını okuduğum bir yazar olarak 2024 yazının bana ait tarihinde önemli bir yer kapladı. Bu kitap, Eddy'nin şiddeti kurgulama ve yorumlama biçimi ile çok özdeşim kurduğum, kendi hayatımın şiddet failine bakış açımı yansıtan bir bakış açısıyla yazılmış. Şiddeti ve sebeplerini Hannah Arendt ile Alice Miller arasında bir yerde tartışmış Eduard Louis. Ablasının, ablasına anlattıklarını kocasına anlatırken dinlemesi üzerinden şiddete dair yorumunun, benliğini kurgulama biçiminin normal görünen aile içi fiziksel ve psikolojik şiddetten nasıl etkilendiğini bize çok güzel yansıtmış. Bu kısmı Alice Miller'ın bakış açısıyla örtüşüyor. Kötülüğün, başta sevecen bir kılıfta geldiğini, o sevecen kılıfın sanılanın aksine bazen gerçeği de yansıtabileceğini, herkesin belli koşullarda ortaya çıkardığı bir şiddet potansiyeli olduğunu Reda üzerinden anlatırken de Hannah Arendt ile örtüşüyor. Toplumda var olan ırkçılığın, ırkçılığa maruz kalanları nasıl sivrileştirebileceğini bilen Eduard, şiddet mağduru olmasına rağmen 'yeterince' nefret edemiyor failinden. Travma sonrası yaşanabilecek her duyguyu açık yüreklilikle ve mükemmel bir üslupla bize hissettiriyor. Ben kitabı ve genel olarak yazarı çok başarılı buldum.
Edebiyat
Şiddetin TarihiÉdouard Louis · Can Yayınları · 2023522 okunma
Puan vermedi·440 syf.··
2024 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Ağustos 2024 17:35
Margaret Atwood benim kişisel tarihimde çok önem kaplayan bir yazar. Bilim kurgu yazınında yeteneğinin sürekli karşılaştırıldığı erkek bilim kurgu yazarları ondan daha iyi olsa bile (ki öyle düşünmüyorum) kendisinden hiç vazgeçebileceğimi düşünmezdim. Hala da düşünmüyorum ama bu kitabı beni biraz yordu. Atwood'un çoğu kitabı Damızlık Kızın Öyküsü kadar ses getirecek kitaplar değil ancak kadın bakış açısını ve kadının yerini çok iyi kurgulayan bir yazar. O nedenle kendisinden uzağa düşmem de mümkün değil. Bu kitap ise ilk kez Atwood evreninde olmadığımı ve sıradan bir kuzeyli yazarı okuyormuş gibi hissettiğim ilk kitabı. Kitabı tamamladım ama çok sürüklenmedim. Sebeplerinden biri Elaine karakterinin içe dönüşleri sırasındaki monologlarını kendime çok benzettim, kendimden durup dururken de sıkılıyorum zaten, bir başkasının benzer kasaveti bana iyi gelmedi. Kitaba adını veren kedi gözü imgesi, kitapta neredeyse hiç yeri olmayan bir imgeydi. İsminden mütevellit merakla oraya ya da bir yere bağlanmasını istediğim hikaye, pek bir yere bağlanmadı. Durum ve retrospektif içe bakışı iyi yansıtmış, hissettirdiği kasaveti çok başarılı ama en zor okunan Atwood romanı olarak benimle kalacak.
Edebiyat
Kedi GözüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 202360 okunma
İntihar Dükkanı
8/10
·144 syf.··
2024 30. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2024 07:20
Distopik ve ütopik romanları bu kadar sevmemin sebeplerinden birinin, bambaşka bir toplumsal kabulün içinde nasıl bir insana dönüşeceğime dair duyduğum merak olduğunu yakın zamanda fark etmiştim. Saramago romanlarından birinde, Le Guin'in karakterlerinden biri olarak ne yapacağımı, nasıl davranacağımı, iyilerin mi kötülerin mi safına geçeceğimi hep çok merak ederim, bu merak ve düşüncelerle tamamlarım kitapları. Bu kitabı okurken, hayatım boyunca sorduğum o sorunun distopik olarak kurgulanmış halini okuyorum gibi hissettim. Bambaşka bir ailede doğsam, nasıl biri olurdum? Nasıl bir hayatım olurdu? Dünyanın en karamsar insanlarından biri olan ben, yukarıdaki soru nedeniyle kitabın ilk sayfalarından beri gülümseyen bebek Alan ile empati kurup, ortaklıklar yakalarken buldum kendimi. Yaşama cesaretimizi kim öldürür? Alan ve kendisiyle yaşıt öldüren şeker almaya gelen kızın diyalogları aklımda bu soruyu uyandırdı. Alan'ınkini öldürmeyen zehirli aile yapısı neden şeker alan kızınkini öldürür? Yoksa psikologların bahsettiği gibi doğuştan getirdiğimiz bazı beceriler bizi yaşamaya cesur hale getiriyor olabilir mi? Özgür irade, intiharın felsefesine dair pek çok soru uyandırmasını beklediğim bu kitap şu ana kadar yalnızca ortak bir dinamiğin, kültürün insanın yaşamı algılayışını ne dereceye kadar etkilediğini merak ettirdi bana. Tek bir kişinin iyimserliği yeter mi kara bulutları dağıtmaya? Bence kim ve ne kadar cesur olduğuna bağlı. Alan o kadar cesurmuş gibi hissediyorum. Alan'ın benliği, diğerleriyle kurduğu ilişkiyle sarsılmayacak kadar güçlü ve bu nedenle cesur. Karamsarlığın nemesisi aptal bir iyimserlik midir yoksa bizi karamsarlığa sürükleyecek şeylerle dolu bu dünyada her şeyin farkında olup yine de umut etmek mümkün müdür Alan gibi? Bazı insanlar biz farkında değilken
Edebiyat
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,6bin okunma