Dilerim Allah'tan: Onu da benim gibi belalara müptela kılsın! Bir insanı özlesin! İşini gücünü, havayı suyu, yemeği bir tarafa bıraksın! Böyle bir pencere önünde beklesin!
Yolumuzu, biz mi tayin ederiz? Yoksa birtakım eller, çıktığımız yolculukta bizi, kendi şartlarına ve kanunlarına göre, bu şartların çizdiği istikametlere doğru mu iterler?
Bu, bütün çağlar boyunca, insanoğlunun serüveninde bir problemdir ki, bu problemi, ne bizden öncekiler çözebilmişlerdir. Ne de bizden sonrakiler çözebilecekler...
Sonra, bu son dünya harbinde, sayısız cephelerde harbe sürüklenen milyonlar ve milyonlarca insanın öyküsü vardı. Bütün bu eski savaşçılardan sağ kalanlar, dünyanın her yerinde, öyle bir ateş çemberinden geçmişlerdi ki, şimdi onlar neticeyi terazinin gözüne koydukları zaman ellrinde kalan şey, koskocaman bir aldanıştan, bir hayal kırıklığından ibaretti. Bu da doğruydu. Ben de bir eski savaşçı ve hayal kırıklığına uğrayanlardan biriydim. Sonu gelmez yağmalar, uluslararası çapta soygunlar, yeni yeni harpler ve ihtilaller elbette ki bir gerçekti. Örneğin şu bizim Anadolu... Dünyayı bölüşenler orada yaşayanlara, hâlâ bir avuç bozkırı bile çok görüyorlardı.