Karanlığın içinde saklanan iyiliğin ve umudun hikâyesi.
“Bana annemin neye benzediğini sormayın: Güneş tarif edilebilir mi?”
Nazi işgalinin karanlığında, Yahudi olduğu için ailesinden ayrılmak zorunda kalan küçük Joseph’in yolu bir Katolik yetimhanesine düşüyor. Burada karşılaştığı Peder Pons ise yalnızca onları saklayan bir rahip değil; aynı zamanda bir halkın hafızasını korumaya çalışan sessiz bir kahraman. Onun odasında biriken kitaplar, dini objeler ve hatıralar, savaşın silmeye çalıştığı kimliklerin izlerini taşıyor. Bu yüzden o oda gerçekten de bir “Nuh’un Gemisi” gibi; tufandan kurtarılmaya çalışılan yalnızca insanlar değil, aynı zamanda geçmiş, inanç ve kültür.
“Bazı duygular öyle güçlüdür ki ister mutluluk ister acı olsun, insanın içine işler.”
Kahramanlık bazen büyük sözlerde değil, sessizce korunan hayatlarda saklı oluyor. Peder Pons’un gösterdiği vicdan ve cesaret, insanlığın en karanlık dönemlerinde bile iyiliğin tamamen yok olmadığını hissettiriyor. Kısa bir roman olmasına rağmen etkisi uzun süre geçmiyor. Okurken hüzünlendiren, bittikten sonra ise düşünmeye devam ettiren bir kitap. Nazi dönemine dair pek çok eser okunsa da bu kitapta çocuk bakışının saflığı ve Peder Pons’un derinliği ayrı bir iz bırakıyor.
Kısacık ama yoğun, sade ama ağır bir roman. Ben çok sevdim, kesinlikle tavsiye ederim.