Çok kötü
2/10
·256 syf.··
2026 3. kitabı
Hiç sevmedim, zerre tavsiye etmiyorum. Ottoman mahlasını kullanan bir yazarın(?) ilk ve tek kitabı Çay Kaşığı. Aylar önce, yeni Türk yazarlar keşfetme heyecanıma yenik düşerek aldığım kitabı bir kaç gün evvel bitirdim. Ve ben bu kitabı hiç sevmedim. Neden ona dair bir yorum yazdığıma gelirsek: Bir kitabı neden sevmediğimi belirtmek zihin açıcı ve gerekli bir eylemdir benim için. Kitap Stephan Brooks adında bir felsefe profesörünün bir sabah daha önce görmediği bir yerde uyanmasıyla başlıyor. Staphan kendisine ait olup olmadığını pek hatırlayamadığı bu evde uyandığında evi darmadağınık buluyor, duvarda tırnak izleri, zihninde bir kadın çığlığı var. Stephan evinin neden dağınık olduğunu, kapısının neden kırık olduğunu hatırlamıyor. Hatta o günün pazar olduğunu bile hatırlamıyor ve üniversiteye ders vermeye gidiyor. Gün ilerledikçe işler daha da karışıyor ve iki farklı mafya daha önce borç olarak verdikleri birer milyon doları Stephan'dan geri istiyor; bir hafta içinde bu parayı ödemezse onu öldüreceklerini söylüyorlar. Stephan bir yandan kim olduklarını bilmediği kadınlarla karşılaşıyor, bir yandan annesinin hastalığı ile uğraşıyor. Her şey belirsiz, sanki bir sanrının ürünü; olaylar gerçekle hayal arasında bir yerde gerçekleşiyor. Stephan kafasının içinde biriyle konuşuyor. Babasına dair kötü anıları depreşiyor. Bir çocuğu olduğunu öğreniyor. Eşini bulmaya çalışıyor vs. Tabi Stephan'ın aklını en çok meşgul eden şeyse "çay kaşığı". Olur olmaz yerde "Acaba burada çay kaşığı var mı?" diye düşünüyor; her şeyi, herkesi çay kaşığına benzetiyor. Buraya kadar çok ilginç bir kitap gibi görünüyor ama öyle değil. Anlatıcı her ne kadar Amerikalı olsa da Türk kültürüne dair olgularla konuşuyor, bu sinir bozucu, hem de çok. Romanın baş kişisini bir türlü kabullenemedim bu
Çay KaşığıOttoman · Hayal Yayınları · 201226 okunma
Nükte ve Hiciv Üzerine
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 14:54
Kalender Arslan – Gedikteki Taşlar Adından da anlaşılacağı gibi, "lafı gediğine koymak" deyiminin en güzel örneklerini bir araya getiren, nükte ve hiciv dolu harika bir eser. Kitapta; • Şair Eşref • Namık Kemal • Ruhsatî • Mehmet Âkif Ersoy • Ahmet Haşim • Aziz Nesin ve daha birçok önemli ismin zekâ dolu sözleri, nükteleri ve hiciv örnekleri yer alıyor. Okurken hem düşündüren hem de bol bol tebessüm ettiren bir kitap oldu benim için. 144 sayfadan oluşan eser, elinize aldığınızda kısa sürede bitirmek isteyeceğiniz kadar akıcı. Tavsiye üzerine almıştım. Şimdi ise kitaplığımın en özel köşesinde yerini aldı. Nükteyi, hicvi ve edebiyatın ince zekâsını seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. #Kitap #KitapTavsiyesi #KalenderArslan #GediktekiTaşlar #OkudumBitti #Kitapsever #Edebiyat #Hiciv #Nükte
1000Kitap
Gedikteki TaşlarKalender Arslan · Su Yayınevi · 20261 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·208 syf.··
2026 12. kitabı
Ölümün, alışılmış ve duyarsızlaşabildiğimiz bir kavram olarak işlendiğine denk geldiğimiz kitaplardan biri . Sadece sözcüklerin bir ölümü kesinleştirebildiğine tanık olduğumuz hayatta ve kitaplarda kelimeler acının her bir zerresini hissettiren bir araçtır . Bu kitapta ölümün çağrıştırdığı acının eksikliği vardı , olumsuzluğu belki bu ama farklılığı yaratıcı , özgün yapan önemli bir nükte. Konuşma üslubuyla anlatılan olayı dikkat çekici kılan yönlerden bir tanesi , anlatıcının arada konuyla ilgili ideolojisini yansıtması , edebîliği de artırmış .
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Puan vermedi
Faydalandigim ve ciddi anlamda etkilendiğim kitaplar olunca inceleme yazmaya değer buluyorum biri okur da belki faydalanır niyetiyle inşaAllah.. Evet kitap öncelikle dili çokca sade akıcı. Yazan ablamız sanki karşında sohbet ediyormuş ya da sosyal medyada reels izliyormuş gibi hissettiriyor :)) (öyle.. artık sosyal medya her animizda) ablamız zinet diye adlandırdığı şeyleri bölüm bölüm almış ve eksik olabilecegin konuları tüm samimiyetiyle işlemiş konunun sonunda da birer nükte eklemiş. Özellikle genç hanım kardeşlerimin okuyup istifade edebileceği bir çırpıda bitirebilecegi bir kitap..
Ruh ZiynetleriTuğba Akbey İnan · Nesil Yayınları · 2021662 okunma
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Tanzimat Fermanı ile yeni bir döneme giren Türk Edebiyatı toplumun her alanında da büyük ve farklı yeniliklere kucak açmıştır. Kitabın bütünüyle dönemin bir parçası olduğunu başlar başlamaz anlıyorsunuz. Akıcılık, olayların bütünselliği ve romanın akışı... Yeni bir tür olan romanı bu şekilde işlemek o döneme göre kolay olmasa gerek. Romanda o dönemin sosyal özellikleri ( kadınların çarşaf giymesi, yüz örtülmesi, mektuplaşma, cariye, komşuluk iliskileri, evlerde avlu mantığı, dadı gibi o döneme ait sosyolojik içerik vardır. Yazar bunları çok güzel bir sekilde yansıtmıştır. Mahalle içi konuşmaları, kadın erkek çatışması, kadının toplumdaki yeri... En mühim şey ise budur. Yazar roman karakteri Feriha üzerinden feminizm propagandası yaparak kadının toplum içerisindeki yerini sık sık okura hatırlatmıştır. İrfan karakterine anneniz, kız kardesiniz evde temizlik yaparak spor yapıyor diye nükte de bulunmuş, aslında sporun sadece erkeklere değil kadınlar içinde ne mühim bir şey olduğunu dile getirmeye çalışmıştır. Yine kadınların dört duvar arasında kaldığını ve bunun dışındaki davranışlarda bulunan kadınların erkeksi kadın olarak adledildiği görülmüştür. Oysaki karakter tabiatı itibariyle kadındır ve istekleri insanidir. Yani bir insanın toplumda var olması erkek olmayla değil kadına da mahsus bir şeydir demek istemiştir. Yazar yine dönemine göre harika bir konuya değinip zor olan bir şeyi başarmıştır. Eser sayfa sayfa incelense belkide daha sağlıklı olur niyetindeyim. Çünkü dönemini yansıtan ve zor olanı dile getiren her eser kelime kelime incelenmeyi hak eder...
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202525,7bin okunma
Puan vermedi·104 syf.·
2026 4. kitabı
Oscar Wilde’ın bu eseri, yüksek sosyetenin o ışıltılı fakat buz gibi soğuk salonlarında, parıltılı cümlelerin ardına gizlenmiş büyük bir insanlık ayıbını ve bir annenin sessiz direnişini anlatıyor. Kitap boyunca şahit olduğumuz o meşhur Wilde nükteleri, aslında toplumsal iki yüzlülüğün üzerine örtülmüş ince bir ipek şal gibi. Lord Illingworth’un "İnsan hiçbir şeyde taraf tutmamalı, taraf olmak dürüstlüğün ilk adımıdır ve hemen ardından ciddiyet gelir, sonunda da âdemoğlu sıkıcı biri olup çıkar" şeklindeki o meşhur savunuşu, aslında sorumluluktan kaçan bir ruhun en büyük itirafı. Onun dünyasında her şey bir oyun, her ilişki bir nükte ve her kadın "önemsiz" bir ayrıntıdan ibaret. Ancak bu sığ gölün derinliklerinde, Bayan Arbuthnot’un yıllardır içinde büyüttüğü o devasa hakikat yatıyor. Sosyetenin içinde olmanın sıkıcılığıyla, dışında kalmanın trajedisi arasında sıkışmış bu insanlar, aslında kendi kurdukları o kibirli hapishanenin mahkumları. Lord Illingworth, halkın görüşleriyle temas etmemeyi "medeniyet" olarak tanımlarken, aslında hayatın kendisinden ne kadar koptuğunu kanıtlıyor. Onun için evlilik, bir kadını "kamu binasına" çeviren estetik bir hata; aşk ise sadece yirmi yıl süren ve sonunda harabeye dönüşen bir yanılsama. Kitabın en sarsıcı anı ise, işaretlediğin o son sayfalarda gizli. Bir annenin, oğlunun büyümesini izlerken hissettiği o buruk sevinç ve kaçınılmaz kaybetme korkusu, Wilde’ın kaleminden dökülen en samimi feryat belki de. "Oğlanlar çoğu zaman dikkatsizdir ve düşünmeksizin can yakarlar" diyen o ses, aslında binlerce yıldır erkek egemen bir dünyada görünmez kılınan tüm kadınların ortak sesi. Dünya, çocukları annelerin yanından çekip alırken, onlara sadece acı anlarında sığınılacak bir liman olma rolünü bırakıyor. Hayat onlara tatlı geldiğinde anneler o
Önemsiz Bir KadınOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20246,7bin okunma