SÜNNET-İ SENİYYE’YE SARILMANIN EHEMMİYETİ
Ahzâb Sûresi’nin 21. âyet-i celîlesinde -meâlen-: “And olsun ki Resûlullah’ta sizin için üsve-i hasene (pek güzel bir örnek) vardır...” buyurulmuştur. Her Müslümanın; sözünde, amelinde ve her husûsta bizlere en güzel numune olan Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimize, onun sünnet-i seniyyesine uyması lâzımdır. Sünnet-i seniyye, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin mübarek söz ve fiilleri, ahlâkı ve yaşayışıdır ki Ashâb-ı Kirâm, ondan öğrenip Tâbiîn’e öğretmişlerdir. Onlar da kendilerinden sonra gelen güvenilir âlimlere talim ede ede bizlere kadar ulaşmıştır. Ona uymak, hepimize düşen en mühim bir vazifedir. Bir kulun kadr ü kıymetinin yükselmesi, kemâle ermesi ancak sünnet-i seniyyeye uymasına bağlıdır. Ebû Osmân el-Hîrî demiştir ki: Her kim kavlinde ve fiilinde sünnet-i seniyyeyi kendi nefsine âmir kılarsa, hikmet(li kelimeler) konuşur. Her kim de hevâyı (gayrimeşrû arzuları) nefsine âmir kılarsa, bidat konuşmaya başlar. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde, “Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir” buyurup akabinde Âl-i İmrân Sûresi’nin 31. âyet-i celîlesini okudular -meâlen-: “De ki: Eğer siz, Allâh’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizleri sevsin.” İbn-i Ömer (r. anhümâ) Hazretleri, devamlı Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hatıralarını araştırırken görülürdü. Mekke-i Mükerreme yolunda bineğinin yularını tutup yürüyerek onu çekiyor ve “Umulur ki bir adımımız, Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin mübârek ayaklarının izine rast gelir.” diyordu. Peygamber Efendimizin sünnet-i seniyyesini, Ehl-i Sünnet âlimleri tefsir, hadîs ve fıkıh gibi ilimlerle alakalı kitaplarında beyan etmişlerdir. İbadette ve diğer husûslarda sünnet-i seniyye üzere nasıl hareket edeceğimizi, başta ilmihal kitaplarımız olmak üzere bu kitaplardan öğrenmeliyiz. 07 Kasım
Fazilet Takvimi
Edep Ve Güzel Ahlak ...
🌹🤲🤲🌹🤲🤲🌹🤲🤲🌹 Âlemlerin Rabbine ancak edeple güzel kul olur insan. Başta ibadet ve taatler olmak üzere her yerde ve hâlde edepten ayrılmamak ve güzel ahlaka sahip olmak kulluğun gereğidir. Hz. Peygamber, kişinin güzel ahlakı sayesinde ibadetle erişilecek yüksek derecelere ulaşacağını haber vererek  (Ebu Davud, Edeb, 7.) ahlakı ibadetten ayırmamıştır. Zira her nerede olursak olalım Rabbimiz bizimle beraberdir. (Hadid, 57/4.) Güzel ahlakın zirvesi olan edep, ihsan şuuru üzere Yaradan’a kulluk etmektir. Resul-i Ekrem’in ifade ettiği gibi her ne kadar biz O’nu görmesek de O bizi görüp gözetmektedir. İhsan şuuruna sahip olan kul hayatının bütününde Rabbinin kendisiyle beraber olduğu idrakiyle edep üzere yaşar. Düşüncesinde, fiilinde, işinde, konuşmasında… Her hâlinde edeple hareket eder. Bu sebeple adap kitaplarımızda yemekten içmeye, konuşmadan dinlemeye, abdest almadan dua etmeye kadar her şeyin adaplarına yer verilerek edep, hayatın tümüne teşmil edilmiştir. Her an bizimle olan Rabbimize karşı hayatı edeple yaşamak O’na olan sevgimizin ve bağlılığımızın âdeta bir remzidir! Ebu Hanife Hazretleri ile yirmi yıl birlikte bulunan Davud-i Tâi, bu zaman zarfında ne yalnızken ne de yanında birileri varken istirahat maksadıyla onun ayağını uzatmadığını nakleder. Kendisine yalnızken ayağını uzatmasının bir mahzuru olup olmadığını sorduğunda büyük imam: “Cenab-ı Hak karşısında edepli olmak daha efdaldir.” cevabını vererek her an huzurda bulunmanın edebini ortaya koymuştur. Edebin ve yüksek ahlakın numune-i imtisali olan Hz. Peygamber yüksek edep duygusunu en büyük mürebbi olan Rabbinden almış, “Beni Rabbim edeplendirdi ve edebimi de güzel kıldı.” (Süyuti, Camiu’s-Sağir, I, 12.) hadisiyle bu hakikati ifade etmişti. Ahlakın en yücesine sahip olan Efendimiz (Kalem, 68/4.) sözüyle,
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kitap okuma 25
Kitap adı: Hazreti Meryem - İbrahim Halil Göv Okuyan: Ramazan Casuk Okuma Tarihi: 16 Nisan 2020 (Bir günde bitirildi) Sayfa Sayısı: 136 Kitap Konusu: Haya, iffet ve teslimiyet abidesi Hazreti Meryem'in hayatını anlatan bu eşsiz kitap, ayet ve hadis ışığında benzersiz hayatını tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. İmran ve Hanne'den dünyaya teşrif eden iffet abidesi Hazreti Meryem, adak olarak Allah'a adanmış, ömrü boyunca da bu adağın zorlu koşullarında yetişmiş zahide bir hatundur. Hazreti İsa'ya babasız bir şekilde Allah'ın "Ol" demesiyle gebe kalan Hazreti Meryem, birçok iftiraya, karalamaya maruz kalmasına rağmen asla teslimiyetinden ödün vermemiş, gönülden inandığı Allah'ın tüm emirlerini harfiyen yerine getirmiş mümtaz bir şahsiyet. Hazreti Meryem'in numune-i imtisal hayatından günümüz kadınlarının, "haya, edep, iffet, ilim, tebliğ" gibi ders ve örnek alacağı çok şeyler olduğu gibi, erkeklerin de "teslimiyet, itaat, isar, fedakarlık, muhacerat, sabır" gibi dersler çıkarması gerekmektedir. İbrahim Halil Göv
1000Kitap
Kibir ve Gurur Kibir; bir insanın servet, makam, ilim, ibadet, soy, güzellik ve kuvvet gibi her hangi bir meziyetinden dolayı, kendini başkasından üstün görme hastalığıdır. Kibir; hak ve hakikati kabul etmemektir. Kibrin çok dereceleri vardır. Bazısı vardır ki, insanı küfre kadar götürebilir. Şeytan, gurur ve kibrinden dolayı Allah’ın huzurundan kovuldu ve ebedi cehenneme düçar oldu. Şeytana aldanan ve Cenab-ı Hakk’ın rububiyet sıfatını taklide cesaret eden Firavun suda boğulurken, Nemrut da bir sineğe mağlup olmuş ve elim akıbete uğramışlardır. Nitekim Cenab-ı Hak bir hadis-i kudside: “Kibriya ve azamet hususunda kendisiyle çekişecek kimseyi cehenneme atacağını”[1] haber vermiştir. Kibrin ne kadar tehlikeli ve çirkinolduğu bir ayette şöyle ifade buyrulur: “Kibirli davranarak insanlardan yüzünü dönme, çalımlı çalımlı yürüme! Çünkü Allah kibirle kasılan, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.”[2] Bir başka ayette de; “Cehennem, kibirliler için ne çirkin, ne kötü bir yerdir.”[3] buyrulmuştur. Yine başka bir ayette ise şöyle buyrulur: “Hem, kibirli kibirli yürüme! Zira ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara erişebilirsin...”[4] Büyüklük ve azamet kainatı ve içindeki bütün mahlukatı yoktan var eden Cenab-ı Hakk’a aittir ve O’na layıktır. Bir kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine benzer. Binaenaleyh bir arif-i billah’ın dediği gibi; "Kibriya ve azamet Hakk’a yarar, Kul olanda bu sıfatlar ne arar?" Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “ Kalbinde zerre kadar kibir bulunan bir kimse cennete giremeyecektir.” Binaenaleyh az bir kibrin ahirette böyle büyük bir cezası olursa acaba Firavun ve Nemrut gibi bu hususta haddi aşanların durumu nice olacaktır. Bu
Siyaset