Ölmek nasıl bir ansa yaşamak da bir an. Gözlerini kapar ve bütün gereksiz korkuların çözülüp gitmesine izin verirsin. Sonra korkudan muaf olan bu yeni varoluş halinde kendine sorarsın: Ben kimim? Şüpheler olmadan yaşayabilseydim neler yapardım? Haksızlığa uğrama korkusu olmadan yaşayabilseydim? Acıdan korkmadan sevebilseydim? Yarın o tadı nasıl özleyeceğimi düşünmeden, bugünün tadını çıkarabilseydim? Zamanın geçişinden ve sevdiklerimi benden çalabileceğinden korkmamış olsaydım? Evet. Ne yapardım? Kimleri umursardım? Ne için savaşırdım? Hangi yollarda yürürdüm? Nelerden haz alırdım? İçimdeki hangi gizemleri çözerdim? Kısacası, nasıl yaşardım?
"Halbuki, hayatın anlamı ve düzeni basit ve açıktır. Kişilerin, halkların ve bütün insanlığın hayatı farklı büyüklükteki maskeli balolar gibidir. Balodaki kostūmlere bakıyorsun, her tarafta bilge filozofları, kahraman şövalyeleri, kral ve sultanları , imparatorluk, rahipleri, zeka, güzellik, müzik tanrıçalarını, bazen de şiirin, gerçeğin ve dehanın kendisini görüyorsun. Fakat bunların hepsi sadece kostümdür, tanrıça, kral ve bilge kostümlerinin altında ise aşçı kadın, pazarcı esnafi, kendini beğenmiş aptal ve basit dolandırıcılar var."