Onun için bütün etrafında ve kendi mazisinde Nuran'ı aramak, her şeyde ondan bir tat bulmak, onu asırların boyunca efsanede, dinde, sanatta, az çok ayrı çehrelerle fakat daima kendisi olarak karşısında görmek, yaşama dediğimiz macerayı birkaç misline çoğaltan bir büyü idi.
Nuran'ın en parlak mücevherlerden, en keskin kılıç parıltılarına kadar değişen bakışlar vardı. Mümtaz, bu değişik silahların karşısında bazen kendisini ölümden öteye geçen bir aciz içinde bulurdu
Ve bunu söylerken yüzünü gölgeleyen hüzünde ömrünün hazin tecrübesi görünüyordu. Her çeşmenin başında bir kere durmuş, yalnız orada serinlemek hülyasına kapılmış fakat serin suya dudakları değer değmez, "Bu değil, muhakkak öbürüdür," diye daha kanmadan öbürüne koşmuştu. Böylece soğuk rüzgarların doldurduğu bir arafta kendi vücudunu aramaya mahkûm serseri ruh gibi tenden tene girmiş, hiçbirinde bir lahzadan fazla duramamış, şimdi bütün tecrübeleri iflas ettikten sonra, Mümtaz'la Nuran'ın aşklarında ısınmaya gelmişti.