Çok özel,çok derin,çok zeki,çok farklı ve gittiği her adresi çıkmaz bulmuş bir kadından söz edeceğim size.Gerçek bir kadın ve insandan.Dostum,arkadaşım,aşık olduğum kadın Şule Gürbüz...
Bir çoğunuz onu tanımıyorsunuz bunu biliyorum.Çünkü kendini gizliyor.Çünkü tanınmak istemiyor.Çünkü dünyadan ve insandan umudunu kesmiş.
Şule Gürbüz'ün yaşından,dış görünüşünden söz etmeyeceğim size.Çünkü bu benim umrumda değil.Sizin de umrunuzda olmasın.Sadece anlatacağım olayın ne kadar esaslı bir kadını anlattığını anlamanız için kariyerinden söz edeceğim:
Bir kadın düşünün.Sanat tarihi bölümünü bitirsin.Konservatuvar bitirsin.Daha 18 yaşındayken yazdığı "Kambur"adlı eseriyle göz doldursun ve en önemli yazarların taktirini kazansın."Bunu 50 yaşında biri yazmış,bunu yazan 18 yaşında olamaz"densin,başta İlber Ortaylı ve Hakan Günday olmak üzere, yazarların okunması gereken ilk kadın yazar kabul ettiği biri olsun.Sonra Cambridge'de felsefe okusun.Yabancı diller bilsin,çok iyi enstrüman çalsın,ardından dünyanın ilk ve tek mekanik saat tamircisi olsun bu kadın.Bıraksın felsefeyi,bıraksın sanatı,zamanla uğraşsın,zamanın hızına yetişmeye çalışsın,derdi zaman olsun!
Ben hayatımda böyle bir örnekle karşılaşmadım.Karşılaşanı da görmedim.Görüp de şaşırmayanı,"yok artık"demeyeneyse hiç rastlamadım.
Derdi dünya,derdi öte yaka,derdi toplum,derdi sistem,dert,dert,dert,dert...
Bu çok parlak ve zehir bir zihnin alametidir.Zehir dimağlar çılgın olurlar,toplumu şaşırtmaya bayılırlar ve bu insanlar genelde inanılmaz sakin olurlar ama biraz sohbet ettiğinde karşında inanılmaz bir mücadele cihazı bulursun.Şule Gürbüz bu çetenin masum,anarşist ve umarsız lideri olmaya aday.
Biz nasıl tanıştık?Yalan söyledim.Gittim Dolmabahçe Sarayı'na hem de randevu bile almadan,kovulmak pahasına."Ben Şule Gürbüz ile