Pek çok baba evlat acısının, bu dünyada en sevdiğini kaybetmenin acısı olduğuna inandı, gelecek umutları teker teker ellerinden alınmış gibi bir acı; ama o çocukların hiçbiri Ishak'in Ibrahim için olduğu anlamda, vadedilmiş çocuk degildi. Pek çok baba evladını kaybetti, ama o canı alan her şeye kadir Tanriydi, o hiç değişmez ve sırrına erilmez ilahi iradenin eliydi. Ibrahimde böyle olmadı. Ona daha ağır bir sınama uygun görüldü, ve Ishak'ın kaderi bıçakla beraber, Ibrahimin eline teslim edildi. Ve o, o ihtiyar adam biricik umuduyla, orada durup kaldı! Şüphe etmedi, korku ve endişeyle sağa sola bakmadı, dualarıyla göklere meydan okumadı. O, onu sınayan her şeye kadir yüce Tanrı olduğunu biliyordu; o, ona emredilenin fedakarlıkların en büyüğü olduğunu biliyordu; fakat o Tann buyruğu olunca hiçbir fedakarlığın haddinden büyük olmadığı da biliyordu - ve bıçağı çekti.
Ibrahim'in koluna güç veren kimdi, çaresizlikle sağ yana düşmesin diye o kolu havada tutan kimdi? Bu sahneyi her gören felç olur. Ibrahim'in gözleri kararmasın da hem İshak'ı hem koçu görebilsin diye onun ruhuna güç veren kimdi! Bu sahneyi her görenin gözleri kör olur - Kaldı ki, felç ve kör olanlar nasıl enderse, olanı biteni layıkıyla anlatanlar daha da enderdir. Hepimiz biliyoruz - bu sırf sınamaydı.