Bir şeyler okudum ama ben okudum ben böyle!
Öncelikle Jack London’un yüz sene sonrasını bu kadar yakın tahmin edebilmesi hem zekasına hayran bıraktırdı hem de korkuttu. Korkuttu çünkü bir 60 sene sonrası için yazdığı salgın senaryosu dehşet verici. Dünyamız yakın zamanda salgın atlattı her ne kadar kitaptaki gibi ürpertici olmasa da yine de korkunç günlerdi. Allahım bir başka hastalıktan korusun diyelim. Tekrar kitaba dönecek olursak bana biraz Körlük kitabını okurken hissettiğim şeyleri hissettirdi. İçim karardı, sinirlerim bozuldu, boğazımı sıktı görünmeyen bir el sanki. İran-ABD savaşının başladığı günlere denk geldi okumam, zaten dünyanın nereye gideceğine fazla kafa yorduğum günlerde bir de bunu okumak beni düşünsel olarak da hissiyat olarak da yordu. Onun dışında her şey yabanileşirken davranışlar kabalaşırken kitapta verilen önemli bir şey de dilin yozlaşmasıydı. Şimdi günlük dilde kullanılan bir çok kelimeyi yabani çocukların bilmemesi beni şaşırttı. Dilin yozlaşmasıyla yabaniliğin paralelliği aslında çok hoşuma gitti. Dil kültürün taşıyıcısıdır. Kültürün, uygarlığın olmadı yerde dilde yoktur. Kitap bir solukta okunan bir kitap gerçekten bayıldım ama dediğim gibi boğazımda bir düğüm bıraktı. Beni düşündüren kitaplar okumaya özlemişim.