Romanın günümüz bölümünde Yeni Zelandalı genç bir kadın, büyük dedesinin izini sürmek için Gelibolu’ya gelir. Ancak araştırmaları sırasında ortaya çıkan bilgiler şaşırtıcıdır: Büyük dedesinin aslında Türkler arasında yaşamış bir savaş gazisi olduğu iddia edilir. Bu durum hem tarihsel hem de kişisel bir gizemi ortaya çıkarır. Böylece romanın temel sorusu ortaya çıkar: Aynı kişi aynı savaşta iki farklı ülkenin kahramanı olabilir mi?
Romanın anlatım dili akıcı ve sürükleyici. Yazar, Gelibolu’nun atmosferini ve savaşın izlerini ayrıntılı tasvirlerle okura hissettiriyor. Mekân tasvirleri, karakterlerin psikolojisiyle birlikte verilerek romanın gerçekçiliğini artırıyor. Ayrıca romanda mektuplar ve hatıralar kullanılarak geçmiş ile bugün arasında güçlü bir bağ kurulmuş.
Sonuç olarak Gelibolu, tarihsel bir olaydan yola çıkarak savaşın anlamsızlığını ve insanlığın ortak değerlerini anlatan etkileyici bir roman.
Kurgu olsa dahi tarihi gerçeklerin etrafında dönen ve Çanakkale savaşına başka yerden bakmamızı sağlayan bir Buket Uzuner romanı. Savaşın ne kadar çok insana acı çektirdiğini dramatik bir şekilde hissetmenizi sağlayacak ve Çanakkale'ye bir kere bile gitmemiş her Türk insanının dahi kendini sorgulamasına yol açacak bir kitap olduğunu düşünüyorum... Çünkü senede bir gün tören yapıp, anmakla anlayamayacağımız kadar görkemli ve bir o kadar da hazin bir hikayedir Gelibolu ve Çanakkale.. Tarih kitaplarında savaşa sadece zafer ve yenilgi olarak bakıp geçeriz.. işte bu roman ile düşman topraklarda savaşta çarpışıp öldüğünü düşündüğü dedesinin hikayesinin peşine düşen Viki vasıtasıyla
savaşı, sadece toplumsal yönüyle değil hem işgalcilerin gözünden hem de vatanını savunmak zorunda kalan askerlerin gözünden, onların duygularına tercüman olan mektupları vasıtasıyla anlamdırmaya çalışıyoruz.. Edebi yönden eleştiriler olsa da Çanakkale gerçeğini ve o günkü şartları yeni nesillere aktarmada farklı bir üslub kullandığı için ben beğendim.. Umarım siz de benim gibi kitabın bir çok yerinde geçen Gelibolu'nun meşhur ayazına çarpılmış gibi hissedip tarihimize bu zamana kadar edinemediğimiz bir bakış açısı ile bakabilirsiniz... Kitap iceriği ile ilgili sadece şunları aktarabilirim...
Eğer aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olmuşsa, 21. y.y. insanlığı bunu kabul edebilecek kadar gelişmiş midir? Yoksa bazı sırlar sonsuza kadar korunmalı mıdır? Yeni milenyummuş, 21. yüzyılmış... Hepsi palavra! Teknolojik ilerleme denen şey, yalnızca makinelerde ki gelişmeyi anlatıyor. Teknolojik gelişme, ne yazık ki bize etik gelişmeyi beraberinde sunmuyor.
Sonuç olarak... Okuyalım, okutalım, öğrenelim ve de en önemlisi başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu vatan için canlarını,
"Bir savaşın en berbat tarafı hayatlardan çok, yaşayanların umutlarını yok etmesidir."
Yerli ismi "Aotearoa" olan Türkçe'de "Uzun Beyaz Bulut" anlamına gelen Yeni Zelanda ile 1. Dünya Savaşında bir dönüm noktası olan Çanakkale arasında tarihî bir yolculuk...
Hikâye Yeni Zelandalı genç bir kadın olan Viki'nin, Çanakkale savaşında öldüğüne inanılan büyük dedesi Alistair Jhon Taylor'u anmak ve kafasına takılan sorulara cevap bulabilmek için Gelibolu'ya gelmesi ile başlıyor.
Bir tarafta Çanakkale Savaşında vatanını savunan Türk askeri Teğmen Ali Osman, bir tarafta işgalci konumunda olan Anzak Er Alistair Jhon Taylor yer alıyor. Eseri okurken bu iki ismin savaş sırasında kaleme aldığı mektupları ile savaş yıllarına gidiyor, onların ağızlarından savaşın her iki cephedeki acı yüzünü görüyor, Gelibolu'daki Viki ve Beyaz Hala ile günümüze dönüyoruz.
Eser konu olarak güzel düşünülmüş, mektupları okurken okur olarak yaptığımız zaman yolculuğu, savaş günlerine gitmemiz çok etkileyici ancak her eserde olduğu gibi bu eserde de eleştirilecek pek çok nokta var. Savaş günlerinin zorluğu daha derin işlenseydi, Çanakkale ruhu daha fazla hissetirilseydi çok daha güzel olurdu diye düşünüyorum. Yerel dile de gereğinden fazla yer verilmiş. Fikrimce bir kaç yerde de mantık hataları vardı. Genel itibariyle tarihî olayları, kurgulanmış hikâyeler ve romanlar üzerinden okumayı seviyorsanız Gelibolu'yu okuyabilirsiniz ancak tam anlamıyla tarihî bir gerçeklik, yaşanmış hikâyeler okumayı seviyorsanız bu eserin size pek hitap ettiğini söyleyemem.
Herkese keyifli okumalar...
Son zamanlarda okuduğum nefis kitaplardan birini daha okudum. İki ayrı bedende, çok uzak iki ülkede yetişmiş iki insanın Gelibolu'da kesişen hayatı ve dedesini aramaya gelen Viki'nin karşılaştığı acı gerçekle sarsılması aynı zamanda aşkını da bulmasını konu eden müthiş ötesi bir kitap.
Bu yazarın bu kitabını ilk defa okudum beğendiğimi söyleyemem olay örgüsü tarihten çok kurgu ağırlıklı şöyle devam ediyor Viktoria Taylor Çanakkle savaşlarında şehit olan dedesinin mezarını bulmak amacıyla Yenizelanda’dan Geliboluy’a geliyor Rehberi Mehmet ile gelibolunun küçük köylerinde gezen Viki bir köy kahvesinde, adına özel bir köşe hazırlanan , Çanakkale savaşlarınd şehit düşmüş olan Ali Osman Taylar’ın resmini görünce bu kişinin dedesi olduğunu iddia edip köylülerle konuşmaya çalışıyor işte kitab böyle devam edıyor ortalara doğru sonra olay akişi mektuplar üzerinden devam ediyor beğendiğim bir kisim varsa mektuplardaki olaylar.
Okumanızı tavsiye etmem.
Buket Uzuner’in okuduğum ilk kitabıydı. Kalemi sağlam bir yazar olduğunu söyleyebilirim. Kitabın konusu kısaca “Çanakkale Savaşları'nda ölen büyük dedesinin kayıp mezarını aramak için Gelibolu'ya gelen Yeni Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkı'nda bastonuyla dolaşan Türk Nine'nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrı” üzerinde bir olay örgüsüyle yola çıkılmış... Ben olay örgüsünden ziyade Türk ve Anzak askerlerinin mektuplarında kayboldum. Duyguların, özlemin, şefkatin, merhametin ve İNSANLIĞIN; milliyeti, rengi, ırkı yoktur! Kitabı okurken ’acaba bu hikayenin gerçeklik payı var mı?’ diye sordum kendime ve araştırdım ancak bir kurgu çalışması olduğunu söyleyebilirim. Bu arada ben hayatımın dönüm noktalarına uygun kitaplar seçiyorum istemeden! Bunu nasıl yaptığımı bilmiyorum ama kitabın sonu benim için aşırı trajikomikti. Asla unutmayacağım bir kitap olacak. Eminim tarihi roman seven herkes kendinden bir şeyler bulacaktır. Keyifli okumalar!
Gelelim Buket Uzuner’in Uzun Beyaz Bulut Gelibolu kitabına. Genellikle bir kitabı aldığımda arka kapağını okurum. Ama bu sefer okuduğumda pek bir şey anlamamıştım. Nasıl olurdu böyle bir şey? Aslını söylemek gerekirse sonunda beklentimin altında kalacağını bile düşünmüştüm.. bu düşünceyle ne büyük hata etmişim kitabın mükemmelliğin de sarhoş oldum demiş bir büyüğümüz kitap mükemmel insanlığı vatanımı nerden geldiğımizi ve bu toprakların nasıl zorla kazanılıp ayakta tutulduğunu anlatıyor aslında günümün şartlarında okunulması gereken bir kitap peki sen bunlarla yüzleşe bilirmisin? ozamandan bu yana insanlığın öldüğünü görmeye günümüz de bir siyasetle ırkçılık yaptığını kabul edebilirmisin? ordaki kardeşliği her sayfada şahit olduktan sonra
Çanakkale Savaşında cephede vuruşmuş, birer Osmanlı ve Anzak askerlerinin torunlarının yolları Gelibolu'da kesişir. Ve geçmiş deşilmeye başlanır. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'nda yaklaşık 12-13 cephede savaşmış ve yalnızca Miralay Mustafa Kemal'in görev yaptığı Çanakkale cephesinde kazanmıştır. Ve savaşın süresi uzamış, Çarlık Rusya'sına yardım gitmediği için, Bolşevikler iktidarı ele geçirmiştir. Çanakkale cephesini anlatan bu roman farklı bir kurguya sahip ve bence okunması gereken bir tarihi roman.
Kitap sürükleyici ve okurken keyif aldigim bir kitap ama son sayfalara dogru olay bitip kisiler arasi fikir paylaşımına döndüğü zaman keyif alamadım konu keske kitabin sonunda bitseydi
Bazı kitaplar olur, okurken film izliyormuş gibi gelir. Gelibolu kitabı da tam o kitaplardan. Bir çok duyguyu bir arada barındırıyor.
Buket Uzuner'in sevilen kitabı "Uzun Beyaz Bulut Gelibolu"
...Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı; Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olur mu?
Ya da:Tarih düz okunacak bir metin midir?
Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır?
Ben çok severek okudum herkese iyi okumalar
Biyoloji ve Çevre Bilimi eğitimi alan Uzuner, Türkiye' de Hacettepe Üniversitesi ve ODTÜ' de, ayrıca Norveç, ABD ve Finlandiya'daki üniversitelerde çalışmalarda bulundu. Kitapları 1992'den bu yana Türkiye'de Ulusal En İyi Satış listelerinde yer almaktadır ve dört ayrı dilde yayımlanmıştır. Remzi Kitabevi için yabancı edebi yayımlar konusunda editörlük yaptı ve şu anda Alfa-Everest Yayınları için yabancı edebi yayımlar konusunda edebi danışmanlık yapmaktadır.
Balık İzlerinin Sesi romanı ile 1993 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü' ne layık görülen Uzuner, Kumral Ada Mavi Tuna romanı ile 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Yılın Romanı ödülünü aldı. Son dönemde Kumral Ada Mavi Tuna adlı romanı, Mediterranean Waltz adı ile İtalya, Yunanistan ve İsrail'de yayımlandı. Ayrıca İngiltere'de kısa öykülerden oluşan A Cup of Turkish Coffee adlı kitabı yayımlandı.
1996 yılında University of Iowa tarafından onursal akademisyen yazar seçildi.
Kuzey Afrika, Kuzey Amerika ve Avrupa'da uzun yıllar geçiren Buket Uzuner, şimdi İstanbul'da yaşamaktadır.