Mirasın Yükü, 1984 yılında Hindistan’ın Bhopal şehrinde yaşanan büyük gaz felaketini bir çocuğun gözünden anlatan bir romandır.
Romanın başkahramanı Amil’dir. Onuncu yaş günü, mutlu geçmesi gerekirken hayatı tamamen değişir. Ailesinden koparılır ve eski, karanlık bir matbaada çalışmaya zorlanır. Burada eline geçen gizemli bir günlük, onu hiç tanımadığı büyük büyükbabasının Birinci Dünya Savaşı’na uzanan geçmişine götürür. Günlük yalnızca geçmişi anlatmaz; Amil’in içinde saklı olan özel bir yeteneği de ortaya çıkarır. Tam da Bhopal sokaklarını böcek ilacı fabrikasının sirenleri doldurduğu gece, bu yetenek gerçek anlamını bulur. Hikâye, bir çocuğun kayıplar, sırlar ve cesaretle örülü yolculuğunu anlatır.
Kitabın en önemli temalarından biri mirastır. Burada miras yalnızca maddi bir şey değildir. Geçmişten kalan acılar, travmalar ve unutulmayan hatıralar da birer mirastır. Bhopal felaketi sadece o gece yaşanmış bir olay olarak kalmaz; insanların hayatlarında, bedenlerinde ve hafızalarında yaşamaya devam eder. Roman bu yönüyle kuşaklararası travmaya da dikkat çeker.
Eserde adalet konusu da önemli bir yer tutar. Büyük şirketlerin sorumluluğu ve sistemin eksiklikleri dolaylı bir biçimde eleştirilir.
Mirasın Yükü, yalnızca bir felaket romanı değildir. Aynı zamanda hafıza, sorumluluk ve insan dayanıklılığı üzerine yazılmış bir eserdir.
"Gözlerini göremediğin birini öldürmek daha kolaydır, derler. Kush'a göre, o bölgede savaşan köylüler Almanları uzun burunlu maskeleri içinde adam olarak bile görmemiş, tarlalarda yok edilmesi gereken dev gözlü böcekler gibi algılamışlar."