Füsun’dan uzaksam dünya tıpkı parçaları karmakarışık olmuş bir bilmece gibi beni huzursuz ederdi. Füsun’u görünce bilmecenin, her şeyin bir anda yerli yerine oturduğunu hisseder, dünyanın anlamlı ve güzel bir yer olduğunu hatırlayarak rahatlardım.
Bazı insanlar kimi coşkulu anlarında hayatlarının o altın anını “şimdi” yaşadıkları içtenlikle düşünebilir ya da söyleyebilirler belki ama gene de ruhlarının bir yanıyla bu andan da güzelini, daha da mutlu olanını ileride yaşayacaklarına inanırlar. Çünkü özellikle gençliğinde, hiç kimse bundan sonra her şeyin daha kötü olacağını düşünerek hayatını sürdüremeyeceği gibi insan eğer hayatının en mutlu anını yaşadığını hayal edebilecek kadar mutluysa geleceğin de güzel olacağını düşünecek kadar iyimser olur.
“Gon'a göre yaşam dedikleri, çocuğunun elini tutan bir annenin aniden kaybolması gibi bir şeydi. Çocuk, her ne kadar o eli tutmaya çalışsa da sonuçta terk edilecek olan gene kendisiydi.”
“Bazı kitaplar vardır sizinle konuşur.
Okumaya başlayınca fark edersiniz. Arkadaşınız olurlar. Ara sıra evde dolaşırken karşılaşır, sayfalarını koklar, karıştırırsınız.
Ya çok iyi kitaptır; içten, sakin ve bilgedir ya da hayatınızın en zor, en ihtiyaç duyduğunuz döneminde karşınıza çıkmıştır. Elinize aldınız mı, gülümsersiniz. Herkese anlatırsınız. Kitap onlarca yıl yaşasın diye. Çünkü kitapların da ömrü var, insanlar gibi. Çok az kitap sonsuza dek yaşar. Ömrü sizin ona ayırdığınız vakittir.”