İnsanları endişelendiren, üzüntüye boğan günahkar olmaları değil, başkalarının kendilerinden daha iyi, daha masum olma ihtimaliydi; şehrin kötülerle dolu olduğunu düşünmek onları rahatlatıyor, teselli veriyordu.
Fırat, anlattıklarımı kabaran bir toprak gibi dinlemiş, söyledikleri o toprağın içinden süren filizler gibi çıkmıştı ağzından. Kendimi ilk kez gerçek bir sohbetin içinde hissettim. Ne dediğini tam olarak anladım mı bilmiyorum; anlamadım, sorarım tekrar anlatır, elbet anlarım. Ama konu bu değil. O benim ellerimi tuttu. Sözü bitene kadar elimi bırakmadan, gözünü gözümden ayırmadan konuştu. Beni gördü.
"Acaba" ile başlayan her ihtimal karan-
lıktı. Ama biz o ihtimallerin hep çok güzel, en azından mevcuttan daha güzel olduğunu düşünüyor, bu yanılgıyla kendi kendimizi yiyip bitiriyorduk. Oysa karanlıkların içinde kötü senaryolar da olabilirdi, mevcut halimizi mumla aratacak senaryolar...