"Gençlik denen macera, eninde sonunda sönecek bir ateşten ibaretmiş. Şimdi buzlar içinde, o ateşi özlüyorum. Lakin gailesini de pekâlâ hatırlıyorum. Ne hamlık kolaydı ne de ateşte döne döne pişmek. Gençliğin alameti, her şeyi bildiğine vehmetmek, ziynetiyse görkemli bir cehaletti. Heyhat, bazı şeyler zamanla idrak ediliyor. Beşer şaşkınlığından sıyrıldığında genellikle de iş işten geçmiş oluyor. Hayat, sırayla giydiğimiz bir hırkaysa bile, başkasının çıkardığı, üstümüze bol geliyor. Bizden evvelkilerin tecrübelerini şıkır şıkır kuşanamıyoruz, herkes kendi ateşinde yanmak istiyor"
"Bir gün insanların pek çok konuştuklarına dikkat etmiştim. İki kişi ille de konuşmadan olamazlar mı, diye düşünmüştüm. Çünkü konuşmak, o iki kişi arasında eksik olan bir şeyin yerine geçiyordu sanki. İnsanlar konuşarak, yalnızlıklarını ya da iki ayrı kişi olma durumlarını ortadan kaldırdıklarını sanıyorlardı. Konuşma gereği duymadan iki kişi bir arada olabilse, derdim. Bunu isterdim. Seninle yirmi dört saat hiç konuşmadan birlikte olabilirim. Anlıyor musun? Kısacası bu sevmek midir, bilmiyorum. Senin yanında sıkılmıyorum hiç. Hep seninle olmak istiyorum. Aşk bu mudur acaba?"