Gücenmiş olabilir miyim ben sana Nastenka! Işıl ışıl, huzurlu mutluluğuna kara bir bulutun gölgesini düşürür müyüm hiç! Sana acı sitemler edip yüreğine hüzün salabilir miyim; çektiğim gizli acılarla yaralar mıyım senin yüreğini; en mutlu olduğun anda kalbinin acıyla çarpmasını ister miyim; kilisede onunla birlikte papazın yanına doğru yürürken simsiyah buklelerine takılı o zarif çiçeklerden tekini olsun soldurmak gelir mi içimden?..
Oh ! Hayat... Hayat... Zavallı insanlar! Müthiş bir kudret elinin içine attığı bir çirkefte, denetleyemedikleri olaylar zincirinin esiri olup yuvarlandıkları bir kabusta; sefaletierini, aşağılıklarını süslemek için birçok teselli vesilesi bulmuş, sebepler icat etmişler. Lacivert gökyüzünden, pembe güllerden, dalgalı denizlerden, mavi gözlerden bahsederler. Gamlarını bir şarap kadehinin içinde boğmak isteyen biçareler gibi kalplerinin, zihinlerinin zehirlerini hayaller içine dökerler. Heyhat! Bu hayal bütün zehirlerini atar! Hayat... O daima odur, hükümsüz, neticesiz bir rüya!
"Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiçkimse ve hiçbir yerde olacaksın."
"Ne tür pişmanlıklar Ellie?"
"Sanırım yeterince cesur olmamakla ilgili pişmanlıklar."
"Cesur derken? Nasıl yani?" İç çekti ve bir dakika kadar düşündü.
"Fazla içe dönüğüm; hep saklandım, evlenmedim, işyerinde kendimi savunmadım, zam istemedim. Hiç sesimi çıkarmadım."