Ey zair-i sahip-nefes, hubb-ı sivadan meyli kes.
Dünyada kalmaz hiç kes, Allahü bes, Bâkî heves.
Her ten biter bir derd ile geh germ ile geh serd ile
Uğraşmaya bir fert ile değmez bu dünya-yı ehas.
Ben de Ferid-i asır idim, fass-ı nigin-i sadr idim,
Nakş-ı hümayun-ı satr idim, gösterdi çarh ru-i abes.
Dil-haste oldum bir zaman, tedric ile bitti tüvan,
Uçtu nihayet murg-ı can, çünkü harab oldu kafes.
Söndü çerag-ı afiyet, zulmette kaldı şeş cihet,
Açıldı subh-ı ahiret, envar-ı Hak’dan muktebes.
Buldum o dem Sübhanımı, arz ettim isyanımı,
Matlub idüp, gufranımı, rahmetle oldu dad-res.
Ya Rab! Bu abd-i rusiyah, ettimse de yüzbin günah,
Dergahını kıldım penah, afvındır ancak mültemes.
Tarihtir isim-i Gafur, labütt ider sırrı zuhur,
Affolunur her bir kusur, Allahü bes Bâkî heves.
Abdurrahmân Sami Paşa
[Ey ziyarete gelen diri insan! Allahtan başka hiçbir şeye gönül verme!
Dünyada kimse kalmaz. Allahtan başkası bir şey yapamaz. Ondan başka kimse kalmaz!
Herkesin bir derdi olur. Tatlı, acı günler olur. Bu alçak dünya, kimse ile uğraşmaya değmez.
Ben de zamanın bir tanesi idim. Hükümet reisinin yüzük taşı [pırlanta] gibi idim. Sultanın fermanındaki imzası gibi idim. Felek [kader] bana da ters yüz gösterdi.
Kalbim hasta oldu bir zaman. Gücüm kuvvetim gitti her an. Nihayet can kuşum [ruhum] uçtu. Çünkü kafes [bedenim] harab oldu heman.
Sağlamlığım mum gibi söndü. Her tarafım karardı. Ahiret güneşi doğdu. Allahın nurları ile aydınlandı.
O anda Rabbime kavuştum. Günahlarım meydana çıktı. Affedilmemi dileyince, beni sonsuz rahmeti ile karşıladı.
Ya Rabbi! Yüzbin günah işledim ise de, bu kara yüzüm ile yüce kapına sığınıyorum. Senden, afvımı diliyorum.
Gafur ismini bu yazıma tarih [1286] yaptım. Mânâsı elbet hâsıl olur. Kusurlarım affolunur. Allahtan başkası bir şey yapamaz. Ondan