Bana göre, hayat bir dizi rastlantı ve bizim o rastlantılarla birlikte nasıl varolduğumuz ya da olmadığımız. Önce günaydın, sonra biraz haz, biraz acı, biraz aşk, biraz hayal kırıklığı, biraz sıcaklık, biraz yalnızlık, biraz boyun eğme, biraz başkaldırı ve ardından iyi geceler. Düş gücü ve tutkuları engellenmişler için ise hayat, çocukken oynadığımız oyunların büyüyünce izin verilmeyen oyunsuzluğu. Bence hayat, burada saydıklarımla ve saymadıklarımla, tartışılması gerekmeyecek kadar sıradan ve yalın. İnsanlık tarihi boyunca onu karmaşık bir hale getirme yönünde öyle ustalaşmışız ki bazılarımız bununla ilgili bir şeyler söyleme ihtiyacını duyuyoruz; hayatın kendisinden çok, onu çözülmesi zor bir yumağa nasıl dönüştürdüğümüzü anlatabilme umuduyla.
Hayatımda ilk kez biri benim ellerimi tutarak, beni anlayarak, gerçekten bana bir şey anlatmaya çalışarak konuşuyordu.İlk kez biri kendinden bahsetmek için konuşmuyordu benimle.Buna o kadar şaşkındım ki.Birine ufacık kendimden söz etsem, hemen sohbetin onun dünyasına dönmesine o kadar alışkındım ki. Kimse gerçekten dinlememişti beni; herkes konuşmak için kendi sırasının gelmesini bekliyordu.
"Tüm hayatımız bir sarkaç gibi gidip gelir; sağdan sola, ıstıraptan sıkıntıya.Istırap?Çünkü insan kendisinde olmayan şeyi arzu eder.O şey yoksa ıstırap duyar.Sıkıntı?Çünkü insan arzu ettiği şeye kavuştuğu anda kademeli olarak bir boşluğa düşer. Daha önce arzunun doldurduğu o boşlukta sıkıntı vardır."