Bugün Şeker Portakalı filmini izledim. Film bitti ama etkisi hâlâ içimde. Zeze'nin hikâyesini izlerken aslında sadece bir çocuğu değil, sevgiye aç büyüyen nice insanı gördüm. O kadar zeki, o kadar güzel bir çocuktu ki... Ama sevgisiz büyümenin yükünü taşıyordu. Belki de yaramazlıklarının altında sadece görülmek, anlaşılmak ve sevilmek isteyen küçücük bir kalp vardı. Filmin en çok dokunan yanı ise, Zeze'ye "Seni seviyorum." diyen ilk kişinin ailesi değil, sonradan tanıştığı Portekizli adam olmasıydı. O sahnede sadece Zeze'ye üzülmedim; biraz da kendime üzüldüm. Yedi kardeş olduğumuz için aile sevgisi hepimize eşit yetmedi. Belki bu yüzden çocukluğumdan beri sevilmenin, değer görmenin ne kadar kıymetli olduğunu hep derinden hissettim. Bazı filmler izlenip biter. Bazılarıysa insanın yıllardır sessizce taşıdığı yaralara dokunur. Şeker Portakalı da benim için tam olarak böyle bir filmdi.
Şu aralar o kadar üşeniyorum ki herşeye sadece aahahahahha diyorum
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Funda'dan...
​Beni Nasıl Seveceksin? Beni, bir kitabın en can alıcı cümlesinin altını çizer gibi seveceksin; hani o satırın ruhuna dokunduğu, seni kendinle yüzleştirdiği o anki titizlikle... Yazılmamış bir romanın en derin karakteriymişim gibi, sayfalarımı birer birer, sabırla ve merakla çevirerek keşfedeceksin beni. ​Diline dolanan o eski şarkıların naifliğinde, mısraların arasına gizlenmiş gizli bir özne gibi seveceksin. Kelimelerin gücüne inanan bir kalbin, sessizliği bile bir anlatım sanatı olarak görüşüyle... ​Beni; bir metnin eksik kalan noktalama işareti gibi değil, anlamı tamamlayan o en güçlü vurgu gibi seveceksin. Nazım’ın hasreti, Cemal Süreya’nın inceliği, Sezen’in bir şarkısındaki o içli sızı gibi... Sadece varlığımla değil, zihnindeki o geniş kütüphanenin en nadide eseriymişim gibi; özenle, koruyarak ve her okuduğunda yeni bir anlam yükleyerek. ​Çünkü sevmek; bir cümleyi kurmak kadar teknik değil, o cümleye can vermek kadar kalbi bir meseledir. Sen beni, bir öğretmenin bilgeliği ve bir şairin heyecanıyla, alfabenin ötesindeki o dille seveceksin.
O kadar sıkıcı ki ne uyku uyuyabiliyorum ne de saat geçiyor...
Ne yaparsan yap olmaz bazen ama o kadar güzel olmaz ki, ancak bu kadar güzel olmayabilir dersin. Ve anlarsın ki tam bu noktada kadere iman eden, kederden emin olur.. Mehmet Yıldız
Din
Hayal kırıklığı...
Hayal kırıklığı, göğsünüzün tam ortasında usulca çatlayan incecik bir camdan ziyade; bütün inancınızla adım attığınız o sarsılmaz sandığınız köprünün aslında kağıttan yapıldığını anladığınız o sessiz düşüş anıdır. İnsanı asıl tüketen şey, birinin onu yarı yolda bırakması değildir. Asıl ağır olan, o yolu sırf beraber yürüyebilmek için kendi ellerinizle inşa ettiğiniz bütün o güzel ihtimallerin ve gösterdiğiniz o devasa çabanın bir anda kendi üzerinize yıkılmasıdır. Çatlayan bir eşyanın sesi çıkmaz bazen, sadece içinizde bir yerlerin geri dönülemez şekilde döküldüğünü hissedersiniz. Bazen kırılan şey sadece inancımız olmaz; o inancı körü körüne bağladığımız daldır asıl çürük olan. Ve insan en çok, kendi gözyaşıyla yeşerttiği o dalın en ufak bir rüzgarda bu kadar kolay kırılmasına, kendi emeğinin bu denli hiçe sayılmasına yenilir.
Hayata Dair