1
yıllar yıllar önceydi
akşamlar gaz lambasıydı
ışık sarı bir sessizlik
.
ben ödev defteriydim
annem
hem silgi hem kalem
2
bir zamanlar
kar pencereye vururken
.
üşüyen ellerimi değil
ellerimin içindeki çocuğu
ısıtırdı annem
3
yıllar önceydi
boyum kapı pervazında
çentik çentik yükselirken
ev aynı evdi
.
büyüyen ben
küçülen annem
4
o zamanlar
sokak akşama kalırdı
ben oyuna
Ah! Kim olursa olsun, hangi mahkeme olursa olsun boyun eğecekti; ama kendini, kendini istemiyordu. Hiçbir zaman gereği kadar cesaret gösteremeyen o kendi kendinden nefreti, o güçsüz, o korkak, o her an tükenecekmiş sanılan ama bitmeyen ölüm halindeki nefreti istemiyordu.
sadece ayrılacağına dair bildirimde bulunarak ilişkilerini sonlandırabileceğin bir topluluk, fazla bağ kuramayacağın bir topluluktur. Dünyanın ne kadar büyük olduğunu anladığında, okulda çektiğin bütün zorlukların bir kaşık suda kopan bir fırtına olduğunu görürsün. O kaşıktan ayrıldığın anda, şiddetli fırtına durulur ve onun yerine seni hafif bir esinti karşılar.
Mary Wortley Montagu, (İngiltere tarafından İstanbul'a elçi olarak atanan Edward Wortley Montagu'nun eşi) ziyarete gittiği bir evde gördüğü hanımı şöyle anlatıyor:
"Bizce barbar tanınan bir memlekette (!) doğduğu hâlde, davranışları o derece asilâne, ve aynı zamanda o kadar tabii ki, onu Avrupa'nın en muhteşem tahtlarından birine oturmuş görenler eminim ki, kraliçe olmak için doğmuş, zannederler. Güzelliği İngiltere'deki güzellerin hepsini gölgede bırakır".
(Övgüleri sadece bu kadına değil diğer Türk kadınlarına da sürüyor.)
Sayfa 67 - Türk Tarih Kurumu Yayınları·Kitabı okuyor
… nasıl hissettiğini sorduğunda hiçbir şey hissetmediğini söyledi. Ama belki de bu doğru değildi. Belki o kadar çok şey hissediyordu ki tek bir duyguyu ayırt etmek imkansızdı.