Spoiler içerir!!
Bu kitapla birlikte olaylar iyice sarpa sardı diyebilirim.
En başta, başından beri en sevdiğim yan karakterlerden biri olan Murong Chuyi’nin kendini feda ederek ölmesi beni gerçekten baya üzdü. Özellikle yeğeni için böyle bir karar vermesi hikâyenin en duygusal anlarından biriydi. Onun hikâyesine çok üzüldüm, keşke farklı bir şekilde devam edebilseydi diye düşündüm.
Sonrasında ise tüm olayların aslında ne kadar büyük bir planın parçası olduğunu öğreniyoruz. Kralın en başından beri her şeyin arkasındaki isim olduğunu görmek beni gerçekten sinirlendirdi. Gu Mang’ın düşman ülkeye gönderilmesi, ajan olarak kullanılması, hatta öncesinde yaşanan olayların bile aslında onun tarafından planlanmış olması… Başta “ülke için yapılıyor” gibi görünen her şeyin aslında tamamen kendi çıkarları ve kontrol isteği için olduğunu öğrenmek beni bayağı sinirlendirdi.
Gu Mang’ın yaşadığı tüm acıların, Mo Xi ile arasındaki mesafenin ve bütün bu trajedinin tek bir kişinin hırsına dayanması gerçekten çok üzücüydü. Özellikle Gu Mang’ın hep “ülkem için, askerler için” diyerek bu kadar şeyi göze almış olması ama aslında bunun böyle olduğunu öğrenmek çok daha ağır geldi.
Murong Lian tarafında ise bir önceki kitapta öğrendiğimiz durumların devamını görüyoruz. Hayatta kaldığını biliyorduk ama bu kitapta hem olayların içine daha aktif yer aldığını hem de Gu Mang’a dahil olmak üzere fazlasıyla yardımcı olduğunu görüyoruz.
Gu Mang’ın kaybettiği hafızasının tamamen geri gelmesi kısmını çok sevdim. Buna rağmen ruhani gücünü tamamen geri kazanamaması üzücüydü.
Savaşın yeniden başlamasıyla birlikte olaylar tekrar büyüyor ve en sonunda Gu Mang’ın ülke için kendini feda etmesiyle çok ağır bir final yaşıyoruz. O sahne gerçekten çok etkileyiciydi; ağlarken bir yandan da bunun “mutlu son”a