İnsan yalnız olunca neler neler düşünür... Gerçekleşmemiş hayallerini, uçup giden yıllarını, ilk aşk maceralarını... O pek gerilerde kalan yılları, erişilemeyen ve erişilemeyecek olan bir isteği hatırlamak, düşünmek de hoş bir şeydi.
Kendi kendime şunu da diyordum ki, bedenin ölümü, gördüğüm ölümlere göre akıl yürütecek olursam, yeterli ve her şeyi bağışlatan bir cezaydı kendi başına. Orada insan, can çekişmenin teri içinde, kurtuluşunu (yani kesin olarak yok olma hakkını) kazanıyordu. Ne var ki sıkıntı büyüyor, ölüm başucumda hazır bekliyor, ben onunla yatıp kalkıyordum, iltifatlar da tahammülümü taşıyordu gittikçe. Yalanlar, bu iltifatlarla birlikte öylesine ölçüsüz şekilde artıyor gibi geliyordu ki bana, bir daha hesabımı asla ödeyemeyeceğimi sanıyordum.