Bir akşam zincirlerini kıran, dizginlerinden boşanan halk böylece yollara dökülecekti; burjuvaların kanını sel gibi akıtacak, kesik kelleleri sokaklarda gezdirecek, zenginlerin kasalarına el koyup altınları etrafa saçacaktı.
"Bak, Alamut basit bir yer değildir. Bir kere kaleye girdikten sonra öyle canın istediği zaman elini kolunu sallayarak dışarı çıkamazsın. Burası sırlarla dolu bir yer."
“Fedai nedir?”
“Fedai bir an bile tereddüt etmeden kendisini başkomutanın uğruna feda etmeye adamış bir İsmaili mensubudur. Görevi sırasında ölürse şehit olur. Görevini tamamlayıp hayatta kalırsa da Dai mertebesine hatta bazen daha üst mertebeye yükselir."
Nasıl anlatsam, ne yazsam bilemedim, kitabın da bitmesini hiç istemedim.
Üç ayrı kuşak, üç ayrı kadın, üç ayrı yaşam ve onları birbirine bağlayan onları birleştiren ortak nokta kabukları. Kendilerini içine hapsettikleri o kabukları. Ne olduysa içlerinde yaşayıp dışarıya yansıtamadıkları. O kabukda gizlenip hayatı terkedişleri. Bir yandan o kabukdan kurtulmaya çalışırken diğer yandan o kabuğa sıkı sıkıya tutunmaya çalışmaları.
Kitap da Sabiha, Sezin ve Füsun'nun kadın olarak çektiklerini, yaşadıkları zorlukları, aldatılmayı, çaresizliği, yalnızlığı, hayatlarının karmaşık acı dolu hikayelerini okudum. Hüzünlendim, etkilendim yeri geldi, hak verdim yeri geldi kızdım.
En çok da konuşan o iç sesi sevdim. Doğruları açık açık söyleyen, yanlışlarını yüzüne vuran, kendini olması gereken neyse onun gibi hissettiren o sesi.
İlk sayfalarda çok zorlandım. Kim ne anlatıyor bilemedim ama sonra kimin ne anlattığı değil neler oluyor, şimdi ne olacak diyerek bitmesini istemeyerek okudum. Keyifli okumalar.