Jose Saramago 73 yaşındayken yayımlanıyor körlük kitabı ve 1998 yılında Nobel edebiyat ödülü alıyor.
Hani derler ya gözümle görmeden inanmam, peki göremezsen bir gün o zaman neye, nasıl inanacaksın? Gözlerini kapat ve düşün ellerin gözlerin olsun ordan bakmaya çalış dünyaya. Bazı insanlar dünyayı tanıyor sonra karanlığa gömülüyor, bazıları da eşyaların neye benzediğini, renklerin nasıl olduğunu bile bilmeden bir karanlıkta yaşıyor.
Bir anda görmüyorsun, sana yardım gerekiyor seni yönlendirecek biri gerek, ya herkes aynı durumdaysa o zaman kim kime yardım edebilir ki. Dışarıdasın evini nasıl bulacaksın, bulsan bile belki de çoktan kendi evini bulamayan, sığınacak bir yer arayan, başka bir kör tarafından işgal edilmiştir, peki ya yiyeceği nerden bulacaksın, ihtiyaçlarını nasıl gidereceksin, şuan nerdesin ne tarafa gideceksin, sana gereken gören bir çift göz, belki de vardır, kör olmayan bu durumda olmayan biri ya da birileri vardır.
İlk kişi nasıl kör oluyor? Bu sıralama nasıl devam ediyor? Ona dokunmayla mı? Onu görmeyle mi? Nasıl yayılıyor ülkenin her köşesine? Neden etraf kararmıyor da bembeyaz bir aydınlık oluyor? Bu durumdan etkilenmeyen kim? Ve neden o? Peki ya bu geçici bir durum mu? Yoksa hayatımızın geri kalanı böylemi yaşanacak? Tabi buna yaşamak denirse, bunun gibi bir çok soru uzar gider. Ben çok düşündüm biraz da siz düşünün :))
Tüm ülkeye bir veba salgını gibi yayılan bu büyük beyaz felakette, kör olan bir grup insan karantinaya alınır, orda onları bekleyen zor bir yaşam vardır. En önemlisi açlık, çünkü aç olan insan herşeyi yapabilir. Eziyet de eder, adaletsiz de davranır, insanlara duyarsızlaşır sadece kendisini düşünür. Tabi iyiler de var her zaman olduğu gibi sevgi, aşk da var, acıma merhamet de, ihanet aldatma da, pislik içinde geçen sonunun