Bütün bu süre boyunca,verdiğim bütün sözlerin nafile olduğunun ve tamamen yok sayildigimin o kadar bilincindeydim ki eski kitaplar da olmasa, eminim acınacak bir halde olurdum. Beni rahatlatan tek şey bunlardı ve en az onların bana olduğu kadar sadıktım bu kitaplara; kimbilir kaç defa aynı kitapları okuyup durdum.
Artık yok sayıldığım bir döneme giriyordum ve o günleri düşündükçe kendime acımadan edemiyorum. Bir anda yapayalniz kalmıştım; her türlü sıcak ilgiden uzak,kendi yasimdaki oğlanlardan uzak,kendi korkak düşüncelerimin haricinde her türlü dostluktan uzaktım,ki bunun hüznu su kâğıdın üzerine olduğu gibi yansıyor şimdi.
Evin içinde olup biten her şeye, calan zillere,kapıların açılıp kapanmasına,mırıltılara,merdivenlerdeki ayak seslerine kulak kabartışım; yaşadığım o yalnızlık ve utanç içinde bana her şeyden daha iç karartıcı gelen her tür kahkaha, ıslık ya da şarkı sesini dinleyisim; saatlerin belirsiz akışı, özellikle de sabah oldu sanıp uyandığım ama evdeki hiç kimsenin daha yatmaya gitmedigini,uzun gecenin henüz başlamadığını fark ettiğim geceler; gördüğüm sıkıntılı rüya ve kabuslar; tekrar gün dogmasi,öğlen,öğleden sonra ve akşam olması,çocuklar kilisenin bahçesinde oynarken benim bir tutuklu olduğumu anlamasınlar diye utançtan onları pencereye çıkamadan, uzaktan izleyişim; kendi sesimi duymamanın tuhaf his;yeme içme aralarında içime dolan o,neşeye benzer,gelmesiyle gitmesi bir olan kısacık duygu;bir akşam yağmurun bastırması ve taptaze kokusuyla ve çöken geceyle birlikte, benimle kilise arasında hızla boşanarak içimi kasvet, korku ve pişmanlıkla doldurması… Bana günlerce değil de yıllarca sürmüş gibi gelen tüm bu olaylar taptaze ve güçlü bir şekilde mühürlüdür hafızamda
Matematik bir kesinlikle geleceğe doğru ilerleyerek, mekanik, görkemli bir şekilde geçiyor da geçiyordu ve o geçip giderken, iki yanında insanlıktan geriye kalanın, gizlense de soğuk kanlilikla hayatta kalmayı başaran ezeli bir tutku, ezeli bir suç olduğunu bilmezden geliyordu.