"OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk)"
1000Kitap
"Senin arzunda benim degerim nedir?"
Nevrozda borç çoğu zaman semptomatik bir biçim alır. Obsesif öznede bu çok açık biçimde görülür: Özne ödemek, onarmak, telafi etmek, kontrol etmek ister. Kendini her şeyden sorumlu hisseder. Kendi arzusu bile bir suç gibi yaşanabilir. Şöyle düşünebilir: “İyi bir evlat olmalıyım”, “başarılı olmalıyım”, “bana verileni geri ödemeliyim”, “Öteki’ni hayal kırıklığına uğratmamalıyım.” Böylece borç, arzuyu ertelemenin, onu beklemede tutmanın bir yolu haline gelir. Histerik öznede ise borç başka bir biçim alır. Daha çok sevgi ve tanınma talebiyle bağlantılıdır. Özne Öteki’ni sorgular: “Senin için neyim?”, “Benden ne istiyorsun?”, “Senin arzunda benim değerim nedir?” lacancipsikanaliz.wordpress.com/2026/05/28/oden...
Reklam
Huzurlu ve mutlu günler
Direğe iple bağlanan bir eşek kendini kurtarmak için direğin etrafında dönüp durunca direğe daha yapışık, hareket edemez hale gelir. Aynı şey kendi korkularından ve rahatsızlıklarından kurtulmaya çalışıp acılarına daha fazla saplanıp obsesif düşünme biçimine sahip insanlar için de geçerlidir İkigai- Japonların uzun ve mutlu yaşama sırrı / H. Garcia, F. Miralles
Sevgili… Coğrafyamız kanıyor. Dışarıda renk değiştiren bir iklim, kardeşliğin dikişleri atıyor. Aynada kendisiyle kavga eden bir terzi. Depresif çöküntü yaşayan ruhunu zedeleyen bir genç. Gözlerine kin duyan bir genç kız. Sevgili… Dışarıda obsesif kompulsif bir iklim var. Kızıl-Deniz #DnzBzn
Günaydınnnn o zaman :))))
Saat sabahın altısı. Ağzımda pas tadı var. Karşımda oturan adamın pahalı koltuğu benden daha canlı duruyor. Duvardaki saat tik-tak değil, saçma sapan bir ses çıkarıyor. Zamanı değil, ömrümü doğruyor sanki. Zihnimin karanlık bodrum katında zincire vurduğum o ilkel alt benlik, sabahın bu kör saatinde uyanıp bilincimin temiz halılarına basarak mutfağa yürüyor. Bastırılan ne varsa, bu loş odada geri dönüyor. "Evet," dedi doktor. Kaleminin arkasını dişliyordu. "Anamnez formunuza bakılırsa, güne yine yüksek bir anksiyete dalgasıyla başlamışız?" "Yataktan sol taraftaki boşluğa doğru düşerek," dedim. "Fiziksel bir düşüş değil. Metafizik bir çakılma. Derealizasyon zirvede; odadaki eşyalar iki boyutlu birer karton gibi. Terliklerim bile beni reddetti. Sağ teki gardırobun altına kaçtı, solu ise intihar etmiş. Halı nefes alıyordu, üzerine basamadım. "Doktor not defterine bir şeyler karaladı. Muhtemelen katatoni başlangıcı yazıyordu. Ya da akşamki market alışverişi için listes yapıyordu. İkisi de aynı derecede anlamsız. Bahsedilen o 'Gölge' tam arkamda durmuş, ceketimin arkasını çekiştiriyor. Toplumun önünde takındığım o sahte persona maskesi, sabah aynaya bakarken yüzümden bir deri gibi yüzülüp düştü. Şimdi sadece çıplak et ve çiğ korkuyla kaldım. "Peki, bu distimik durum size tam olarak ne hissettiriyor?" "Hiçbir şey," dedim. "Duygularımda küntlük var doktor, biliyorsunuz." Kravatınızın üzerindeki küçük mavi desenler bana nükleer bir serpintiden sağ kurtulan son bakterileri hatırlatıyor. Sabah kahvesi içtim. Kahve çekirdekleri benim somatize olmuş acımla alay eder gibi kokuyordu. Dünya dönüyor ama bence ekseni kaymış, yalpalar gibi yalpalıyor. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor. Otobüs duraklarındaki insanlar, amigdalanın esiri olmuş,
Edebiyat
Dostoyevski’nin Budala Romanında Rogojin’in davranışları obsesif kişilik özellikleriyle ilişkilendirilebilir mi? insanokur.org/dostoyevskinin-...
Reklam
Reklam