Puan vermedi·400 syf.··
2026 32. kitabı
SIRTINDAKİ HANÇER #kitapyorumu "Her zaman seni seçerim, Em. Sen her şeyden önce geliyorsun. Sana bunu kanıtlamak istiyorum. Başıma ne gelirse gelsin, benden nasıl bir canavar yaratırlarsa yaratsınlar, ben yalnızca sana boyun eğeceğim.” Kitabımız adının hakkını kesinlikle sonuna kadar veriyor. Entrikalarla, ihanetlerle ve her an birinin diğerinin sırtına bıçak saplayabileceği bir gidişata sahip. Temposu hiç düşmüyor. Sayfalar ilerledikçe açığa çıkan sırlar, politik oyunlar ve karakterlerin birbirine karşı kurduğu tuzaklar sürekli bir sonraki bölümde ne olacak merakında bırakıyor. Ana karakterler arasında toksik ama bağımlılık yapıcı bir ilişki var. Zaten hikayemiz karanlık askeri romantizm düşmandan aşka türünde. Diğer kitaplardan ayrıldığı kısım gerçekten düşmandan aşkayı işlemesiydi bence başka kurgularda daha yumuşatılmış hâlini okuduk. Emery ve Cameron birbirine gerçekten düşman, aralarında derin bir nefret ve güven problemi var. Birbirlerinin zayıflıklarını arıyorlar ve bu da aralarındaki gerilimi arşa çıkarıyor. Cameron'ın karanlık, acımasız ve manipülatif yapısı, Emery'nin ise onun altında ezilmeyen, kendi intikamının ve gücünün peşinden giden dik duruşu benden tam not aldı. Karakterlerin birbirini evcilleştirmeye çalışmaması, aksine birbirlerinin karanlığını kabul etmesi güzel aktarılmıştı. Cameron'ın Emery'e karşı duyduğu o tehlikeli, sahiplenici ve obsesif korumacılık anları favori kısımlarımdandı. Karakterlerin birbirini alt etmek için oynadığı akıl oyunları, satranç hamlesi gibi işlenmiş baya iyiydi. Yazar, karakterlerin içsel çatışmalarını ve geçmiş travmalarını okuyucuya hissettirmekte oldukça başarılı. ​Eğer elinizden bırakamayacağınız, her satırında tehlikeyi hissedeceğiniz, karakterlerin birbirinin canını yakarken aslında ruhlarını iyileştirdiği
1000Kitap
Sırtındaki HançerK. M. Moronova · Pukka Yayınları · 202646 okunma
İnsan ve Onun Karmaşık Psikolojisine Dair Bir İnceleme
6/10
·74 syf.··
2026 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2026 00:00
AY IŞIĞI SOKAĞI Stefan Zweig’in “Ay Işığı Sokağı” öyküsünü kadının gözünden okuduğumda, hikâye bana bir erkeğin pişmanlığından çok, bir kadının içten içe tükenişini anlatıyormuş gibi geldi. Başta sevgiye inanan, anlaşılmayı bekleyen bir kadın var karşımızda. Ama yanında, duygularını esirgeyen, sevgisini ölçüp biçen bir eş bulunuyor. Sürekli eksik kalan sevgi, insanın içinde sessiz ama derin bir boşluk açıyor. Kadın da tam olarak bundan kırılıyor: Görülmemek, duyulmamak ve değerinin fark edilmemesi… O, uzun süre sabrediyor, ilişkiyi ayakta tutmaya çalışıyor. Ama sevgi tek taraflı taşınamayacak kadar ağır. Zamanla hayal kırıklığı içe kapanmaya dönüşüyor ve kadının geri çekilişi aslında bir zayıflık değil; benliğini koruma çabası. Çünkü sürekli değersiz hissettiren bir yerde kalmak, insanı kendinden vazgeçmeye zorlar. Kadın ise ikinci yolu seçiyor. Onun bedenini bir çıkış yolu olarak kullanması hem trajik hem de güçlü bir hamle. Bana Teoman’ın şu sözlerini hatırlatıyor: “Niye sattın dedim vücudunu, daha mı iyi dedi satmaktan ruhumu.” Kadın, ruhunu ve gururunu sevgisiz bir evliliğe teslim etmiyor; bedeni üzerinden kendi özgürlüğünü kuruyor. Burada suçlayacak birini aramıyoruz; sadece kırılmış bir onurun son savunması var. Zweig’in öyküsü bana şunu gösteriyor: Sevgi ifade edilmediğinde insanı yavaş yavaş yıpratıyor. Kadın düşmüş bir figür değil; incinmiş ama ruhunu korumaya çalışan biri. Ve hikâyeden sonra insan kendine soruyor: Bizi asıl yıkan, yaptığımız seçimler mi, yoksa o seçimlere zorlayan duygusal boşluk mu? LEPORELLA “Leporella” öyküsünü okurken, insanın ne kadar tehlikeli olabilecek bir bağlılık geliştirebileceğini fark ettim. Hikâye, sıradan gibi görünen ama içinde fırtınalar saklayan bir hizmetçi kadının gözünden anlatılıyor. Leporella, hayatı
Edebiyat
Ay Işığı SokağıStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202181,9bin okunma
Reklam
Bir Aşk Hikayesi
6/10
·352 syf.··
2026 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 00:00
Bir Aşk Sayfası, büyük yazar Emile Zola nin 20 kitaptan oluşan Rougon-Macquart serisinin 8. Kitabı. Seriyi basım sırasına göre değil önerilen okuma sırasına göre okuyorum ve bu eser de önerilen sırada 10. Basamakta yer alıyor. Bir Aşk Sayfası Helene Granjean ve kızı Jeanne'in hikayesini bizlere anlatıyor. Helene, ilk kitaptan tanıdığımız ( Rougon'ların Yükselişi) serinin ve ailenin ilk kahramanı Adeliade'in torunu, Ursula Macquart'nin ise kızı. Kocası ve kızıyla Paris'e gelen Helene, yabancısı olduğu bu şehirde aniden dul kalmış ve hayatını kızına adamıştır. Jeanne'in sinirleri büyük anneannesi Adeliade gibi zayıftır ve annesi Helene'e obsesif derecede takintilidir. Jeanne'in bir sınır krizi sırasında Helene ile komşusu doktor Deberl taşımış ve aşık olmuşlardır. Fakat hem Jeanne annesini kimseyle paylaşmaya niyetli değildir hem de doktor Deberl evlidir. Hikaye bu çerçevede sürüp gidiyor. Eser bana göre ortalama bir keyif veriyor. Hikaye hayli tanıdık. Fakat Zola'nin akıcı dili eserden sıkılmayı önlüyor. Bana göre okuyucuya büyük etkisi olan bir kitap değil, okuyucu yoran, zorlayan, biktiran bir kitap da değil. Yorucu bir okumadan sonra akıcı bir kitap arayanlar için tercih edilebilir. Yine de bana göre düşük beklentiyle okunması gereken bir eser.
Bir Aşk SayfasıEmile Zola · Yordam Edebiyat · 20203,044 okunma
Puan vermedi
Hayat, beklemediğmiz anlarda bize ya kucak açar; çiçek gibi nereden nasıl mutlu olduğunuzu bilemezsiniz ya da bir tekme ile bir çok kapınızı kapatır; hüzne uğrarsınız. Satrançta aynı böyledir. Her zaman stratejilere dayanır. Aynı siyah ve beyaz gibi... Ve bu savaş, en çokta kendinizle vermiş olduğunuz savaştır. Dr. B., hücresinde oynayacak kimse olmadığı için kendi zihnini Ben-Siyah ve Ben-Beyaz olarak ikiye böler. Kendi kendine karşı oynadığı her maç, kendi beynini yiyip bitiren bir savaşa dönüşür. Zweig burada satranç oyununu bir entelektüel eğlence olarak değil, insanı deliliğin eşiğine getiren obsesif bir saplantı olarak tasvir eder. ​"Dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar baskı kuramaz."
1000Kitap
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,1bin okunma
Dokunmadan
8/10
·320 syf.··
2026 5. kitabı
Kitabı bitirdim, elime aldım. Yazdım, sildim sonra tekrar yazdım. Ne yazsam yeterli olmayacakmış gibi hissettirdi bana. Daha önce Nermin Yıldırım okumamıştım ve nihayetinde aldım. İlk okuduğum ve kesinlikle son olmayacak kitabı Dokunmadan oldu. Ama bu kitap bana fazlasıyla dokundu. Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse Adalet bir hastalık sonucu öleceğini öğrenen bir genç kadındır. Adalet öleceğini öğrendikten sonra tıpkı bir ilmek söker gibi hafızasını zorlayarak işediği ilk günahı hatırlar ve bunu telafi etmek ister. Böylece en yakını olan Hülya ile olan hem iç hem dış yolculuğu başlamış olur. *Bundan sonrası SPOİLER içerir* Adalet daha çok küçük. Annesine sarılmak istiyor onu öpmek istiyor. Ama annesinin obsesif kompulsif bozukluğu var sürekli banyoda, Adalet ne zaman ona dokunsa kusuyor. Zaten babası ölmüş olan Adalet annesinden de sevgi alamaz. Aslında burda başlar Adalet'in dokunmadan yaşaması. Sadece fiziksel olarak değil kimsenin hayatına hatta kendi hayatına bile dokunmadan yaşar. Ama her zaman bunun suçluluğuyla yaşar. Yardıma ihtiyacı olan bir omuz görür, elini kaldırıp dokunmak ister ama yapamaz. Yine suçlanır. Zaten Adalet'in en iyi yaptığı şey kendini suçlamaktır. Çevrede olan tüm olaylardan, yaşanan 3. sayfa haberlerinden kendini suçlayarak yaşar. Yıllarca defterine bu haberleri not eder. Ansızın bir rüzgar gelir Adalet'e o haberlerdeki ölen insanları hatırlatır. Öğürür Adalet her rüzgar geldiğinde ama kusamaz. Kussa rahatlayacaktır ama rahatlayamaz. Rahatlamaması lazımdır çünkü hangi yaşanana engel olabilmiş ya da hangi küçük kızı başına gelen felaketten kurtarabilmiştir? Otobüse bindiğinde ona kötü yolla yaklaşan adamlara bir şey diyebilmiş miydi? Ya da başkasına yapıldığını gördüğü zaman sesini çıkarabilmiş miydi? Üst komşusu kadının kocasından
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,4bin okunma
Puan vermedi·448 syf.·
2026 59. kitabı
Deha ile delilik arasında biyolojik bir akrabalık olabilir mi? Lombroso’nun adı bugün daha çok kriminoloji alanındaki tartışmalı görüşleriyle anılsa da, bu kitapta odağını suçlulardan çok sanatçılara, yazarlara, filozoflara, bilim insanlarına ve tarih boyunca sıra dışı kabul edilen kişilere çeviriyor. Onun amacı oldukça iddialı: Dehayı mistik bir armağan olmaktan çıkarıp bilimsel olarak açıklamak. Lombroso’ya göre üstün yaratıcılık, sağlıklı ve dengeli bir zihnin ürünü olmaktan çok, kimi zaman nörolojik ve psikiyatrik farklılıklarla bağlantılıdır. Bu nedenle kitap boyunca epilepsiden melankoliye, halüsinasyonlardan megalomaniye, alkolizmden obsesif davranışlara kadar pek çok konu deha ile ilişkilendirilerek inceleniyor. Aristoteles’ten Pascal’a, Verlaine’den Darwin’e, Michelangelo’dan Napolyon’a kadar çok sayıda tarihsel figür onun inceleme masasına yatırılıyor. Yazar yalnızca sanat ve edebiyatla yetinmiyor; siyaset, din, bilim ve toplumsal hareketlerde etkili olmuş isimleri de aynı mercek altında değerlendiriyor. Bugün nörobilim ve psikiyatri alanında yapılan araştırmalar yaratıcılık ile bazı ruhsal durumlar arasında belirli ilişkiler olabileceğini kabul etse de, Lombroso’nun kurduğu kadar kesin ve doğrudan bağlar kurmuyor. Bu yüzden kitabı okurken onu bir bilimsel otorite olarak değil, düşünce tarihinin önemli ve tartışmalı duraklarından biri olarak değerlendirmek gerekiyor, diye düşünüyorum. Ve itiraf etmeliyim ki kitabın en ilginç yanı, deha ile delilik arasındaki bağı kurmaya çalışması değil; insanlığın iki yüz yıldır bu bağı kurmaya neden bu kadar istekli olduğunu göstermesi. Çünkü bazen bir insanın neden büyük olduğunu anlamaktan çok, onun neden bizim gibi olmadığını açıklamaya çalışıyoruz. Lombroso’nun kitabı da tam olarak bu huzursuz merakın içinde
1000Kitap
DehaCesare Lombroso · Pinhan Yayıncılık · 20261 okunma
Reklam
Reklam