"Son zamanlarda memlekette işler hiç iyi değildi ve Paşazade'ye göre masal dinleyecek zamanlar geçmişti. İkitidar ve muhalefet arasında 'kemâlinefret' kalplere girmiş, iş sanki kan davasına dönmüştü nicedir. Bir araya gelmek, karşılıklı konuşmak yoktu iki tarafın da lügatinde. Yenmekten başka dil, ezmekten başka hedef bilmiyorlardı ve ikisi de diğerine 'Kardeş, benim ecza kutumda şunlar var. Seninkinde ne var? Çıkar, şu garip vatanın yaralarını saralım' demiyordu. Ne hikmetse her ikisinin de tek gayesi vatanın, milletin mutluluğu olan iki parti o mutluluk gayesinde bir türlü anlaşamıyor; bir taraf diğerini vatanı batırmakla, öbür taraf bu tarafı vatan hainliğiyle suçluyordu. Aynı şeye bakan iki taraf birbirine taban tabana zıt iki şey görüyorsa o gözlerin merceklerinde birer odak kaymasının meydana geldiği muhakkaktı."
Sayfa 135·Kitabı okuyor
Okursaniz faydaniza :)
Kadızade Mehmed Efendi tasavvufa karşı olması nedeniyle bu ilmi ve bu ilmin mensuplarını anlamaktan acizdi. Büyük mutasavvıf Abdülmecid Sivasi ile arasında cereyan eden tartışmaların konuları Kadızadeliler hareketinin odak noktasını göstermesi bakımından mühimdir. Bunlar: Süfilerin semâ ve devranının câiz olup olmadığı, zikir ve musiki konuları. Akli ilimleri (matematik, felsefe gibi) okumanın câiz olup olmadığı. Hazreti Muhammed ve sahabeye isimleri geçtiği zaman"allalláhu aleyhi ve sellem" (tasliye) ve "radıyallahu anh" (tarziye) demenin meşru olup olmadığı. Resûl-i Ekrem'in anne ve babasının imanla vefat edip etmediği. Firavun'un imanla ölüp ölmediği. Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin kåfir sayılıp sayılmayacağı. Hz. Hüseyin'in şehadetine sebep olan Yezid'e lanet edilip edilemeyeceği. Hz. Peygamber zamanından sonra ortaya çıkan bid'atları terk etmenin şart olup olmadığı. Kabir ziyaretinin câiz olup olmadığı. Regaib, Berat ve Kadir gibi mübarek gecelerde cemaatle nafile namaz kılınıp kılınamayacağı. Emir bi'l-marûf nehyi ani'l-münker konusu. Tütün ve kahve gibi keyif verici maddelerin kullanılmasının haram olup olmadığı. Rüşvet almanın mahiyeti ve hükmü. Namazlardan sonra musafahanın ve inhinanın (el etek öpme,selam verirken eğilme) câiz olup olmadığı.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"İktisatçıların kendi disiplinlerinin niteliği üzerine giriştiği tartışmalar, günümüzde görülmedik bir ölçüye ulaşmıştır. Bu tartışmalarda iktisada yönelen eleştirilerin odak noktası, egemen teorinin günümüz ekonomilerinin sorunlarını çözmekte uğradığı başarısızlıktır."
Sayfa 7 - İletişim Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul, 2008.·Kitabı okuyor
​"Tek bir ıskalayış, hedefini bulan sayısız yumruktan daha yorucudur çünkü boşluğa atılan her yumrukta bitkin düşen sadece beden değil, zihindir."
Alıntı
“İki tavşan birden kovalayan ikisini de yakalayamaz.”
"Demokrasi bir teamül rejimidir... 3. Dünya ülkelerinde demokrasi olmuyor, olmaz da... Çünkü demokrasiyi doğuran şartlar vardır. Meselâ dünyanın hiçbir yerinde Batı'daki kadar fert hürriyeti karşısında bu kadar tedirginlik yoktur. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde de insanlar Batı'daki kadar çile çekmemiştir... (...) Ama hiçbir rejim de kendisini yıkıcı hiçbir şeye müsaade etmez... Ölçü budur..." Bu cümleler, Ak-Doğuş adlı bir İslâmî grubun "Kumandanı" Salih Mirzabeyoğlu'na ait. Kanunî bir yayın organına da sahip olan Ak-Doğuş'cular, şeriat düzenini getirmek için silahlı mücadele gerektiği fikrini savunuyorlar. Ve komutanları Mirzabeyoğlu da, Nokta'nın "Seçim yoluyla demokratik kanallardan geçerek iktidara gelmek mümkün değil mi?" sorusuna yukarıdaki cevabı veriyor... Hafta içinde yapılan bir dizi operasyon sonucu silâhlı sağ terör ve şeriat örgütleri, kamuoyunun odak noktası hâline gelmişti. Bu hafta Nokta'nın kapak sayfalarında yer alan Ak-Doğuş grubu da, şeriat düzenini getirmek için silahlı mücadelenin şart olduğunu vurguluyorlar ama şimdilik hiçbir silahlı eyleme karışmadıklarını söylüyorlar. Mirzabeyoğlu ve grubun liderlerinin görüşlerine sayfalarımızda yer verirken "gizli bir terör örgütünü ortaya çıkarmak veya afişe etmek" mantığıyla hareket etmedik. Amacımız, İslâmî devleti silâhlı mücadele yoluyla kurmaktan başka bir çare görmeyen bir grubun düşünce tarzını, bakış açısını ve bunların nasıl insanlar olduğunu kamuoyuna aktarmaktı. __Silâha ve teröre her zaman karşı çıkan, tam demokrasiyi savunan ve bu kelimenin kapsadığı her düşüncenin açıkça sergilenmesi gerektiğine, hatta ister sağ, ister sol amaçlı olsun, silahlı mücadele felsefesindekilerin bile ifâde özgürlüğüne inanan biz NOKTA çalışanları için Ak-Doğuş grubunun düşüncelerini kamuoyuna
Sayfa 536 - Ağustos 1994, “NOKTAYI GÖRDÜNÜZ MÜ?”, Vâridât: Noktalamalar, İbda Yay.
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu