Işık,soğan saplarının arasından seyreldi gitti,dagın ardına saklanınca sağdan soldan toplanan tezekler, dallar, çam pürçükleri dört beş taşın çevrelediği seyranlık bi ocağa dönüşüp ,üstüne konan dığanla birlikte ortalığa yayılan koku açlığımı daha da azdırdı .
Asagilardan gelen yabanın sesleri kulaklarıma ulaşana kadar ,dokuz dağı gezip uğultuya dönüşünce ocaktaki harla bir gôzlerimi parlatmaya başladı .Taş ocaktan gelen eğreti ışığın yanıbaşında ne karanlık kaldı,ne de karanlığın içinde boğulup giden bi aydınlık .Körlemesine boğazıma tıkıştırdığım lokmalar bile bedenime girmezden evvel yollarını zor seçtiler .
Odsuz bi geceye doğru vakit ilerlerken gözkapaklarım dizlerine doğru koşar adım harekete geçip,huzura ermenin en kestirme yolu olan uykuya saldırmaya başladı.Yalaz bi ataşın köze doğru inip,küle dönüşmesine az kala ,saçlarinin kokusundan mı,iri gözlerinin heybetinin içindeki küçücük odacığın sıcakligindan mı kestiremedigim bi anda,kestirmeye başladım .
Beni çadıra sen mi çektin,çadır benim üstüme mi kuruldu, bilmem ben mi bi şekilde çadıra girdim,gözümü açtığımda gördüğüm karanlıkla içine düştüğüm karanlığın benzerliği titretti önce ,sonra saçından bi tutam alıp göğsümde barınan yerine doğru bi sızı çöküp karanligimi daha da derinlestirip ,başka bi isme bürünerek ölüm oldu adı.
Çok karanlık ,lütfen ışıkları açar mısın?