Aşk belki de hayatın can sıkan gerçeklerinin üzerine serdiğimiz toz pembe bir örtü. Örtüyü kaldırıp ucundan baktığımızda, çırılçıplak insanlığımızı görüp, gerçeklerden hızla kaçmayı tercih ediyoruz…
Baslarken her sarki güzel, her şiir , her renk büyülü ve her yol kutsal. Umut ve tutkuyla beslenen sevgi, en siradan anlan bile kutsanmis birer sölene çevirebilme gucune sahip. Sevgilinin agzindan çikacak her cumle saheser, beyaz perdeve yansiyan her film Oscar'lik, mevsim normallerinde seyreden her doga olayi ilahi bir isaret.
Birlikte gülmek, bir bakisa kanmak, bir dokunugla utanmak yeni âsiklann dillerden düsmeyen nakarati.
Karşısında yaşamaya değer bir şey vardı işte ; kazanmak için savaşmaya, mücadele etmeye ve evet, uğrunda ölmeye . Kitaplar haklıydı. Dünyada böyle kadınlar da vardı
çocuklarını istismar eden anne babalara yalnızca " katı" denildiği ; iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına "sinir krizi " adı verildiği ; sımsıkı korselere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların " edepli " , " zarif " görüldüğü bir zamandı ve hayatın sayılı anlarında yakalarını kurtarmasını beceren diğer kadınlar ise "kötü" damgası yediler.
Kitap okumak ,dağa tırmanmaya benzer.
...
Okumak yalnızca keyif almak, heyecan duymak için değildir. bazen her satırı inceler, aynı metin içerisinde gidiş gelişler yaparak tekrar tekrar okur, başını iki elinin arasına alarak ilerlersin. O bunaltıcı süreç sonunda birden görüş alanın açılır. Uzun mu uzun dağ yolunu tırmandıktan sonra tüm manzarayı görebilir hale gelebilmek gibi.