“İnsan özünde bencil bir varlıktır.”
Kitabın temel iddiası tam olarak bu. İnsanların iyi ve güzel şeyler yaparken bile aslında kendi iç huzurlarını, vicdanlarını ya da hissedecekleri tatmini düşündüklerini savunuyor. İlk başta sert ve hatta biraz rahatsız edici bir fikir gibi geliyor ama sayfalar ilerledikçe insan ister istemez düşünmeye başlıyor.
Bana göre bu kitap bir şeye kesin cevap vermekten çok, okuyucunun kendi cevabını araması için yazılmış. Tek bir doğru sunmuyor; aksine sizi sürekli sorgulamaya itiyor.
Kitap boyunca yaşlı adam ve genç adamın konuşmalarına tanık oluyoruz. Genç adamın burada okuyucuyu temsil ettiğini düşündüm. Sürekli sorular soruyor, itiraz ediyor, anlamaya çalışıyor. Aslında bizim aklımızdan geçenleri dile getiriyor.
Kitap temel bir soruyla açılıyor: “Makine insan.” Yaşlı adam, insanın bir makineden ibaret olduğunu savunuyor. Seçimlerimizin sandığımız kadar özgür olmadığını, zihnin çoktan şekillenmiş dürtüler ve motivasyonlarla karar verdiğini söylüyor. Yani biz seçiyormuşuz gibi görünsek de çoğu zaman seçimlerimizin temeli önceden atılmış oluyor.
Kitabı okurken en ilginç hislerden biri şu oldu: Karşı çıkmak istiyorsunuz ama bir noktadan sonra zorlaşıyor. Çünkü verdiği örnekler ve kıssalar gündelik hayattan, tanıdık ve düşündürücü. İnsan doğasının çok da görmek istemediğimiz taraflarına parmak basıyor. Bu yüzden okurken sık sık durup “Haklı olabilir mi?” diye düşündüm.
Bence kitap, insanı biraz huzursuz eden ama uzun süre akılda kalan türden.