unutmuş ya da halletmiş gibi yaptığım her şeyin acısını dün gibi göğüs kafesimde saklıyorum. ağır geliyor, düşüyor omuzlarım. kimse bilmemeli ama çok yoruldum. anlayın, geçmiyor zamanla.
Bir gece Vafeya, "Hiç aşık oldun mu Firdevs?" diye sordu.
"Hayır Vafeya, hiç aşık olmadım."yanıtını verdim. Bana şaşkınlıkla baktı ve "Ne tuhaf!" dedi.
"Neden tuhaf buldun?"diye sordum.
"Bakışlarında aşık olduğunu söyleyen bir şey var."
"İnsanın bakışlarında aşkı ele veren ne olabilir ki?" Başını sallayıp "Bilmiyorum." dedi. "Fakat özellikle senin, aşksız yaşayamayacak biri olduğunu hissediyorum."
"Ama ben aşksız yaşıyorum."
"O halde yaşamın bir yalan; ya da hiç yaşamıyorsun."
"Kabul et artık; kimi sevsen, kimin özgürlüğünü istesen ölümünü istemedi mi senden? İstemedi mi? Kabul et artık... Ben onlardan hiç olmadım. Ben gözümü senden hiç ayırmadım. Çünkü sen benim saf çocukluğumdun. Sen benim o yaralı, o kimsesiz gençliğimdin. Dokunurken içimi acıtan başında benim kanım var."
"Şimdi sen kaldın, bir de yüzümdeki kanayan ışık... Görünüp görünüp kaybolmakta öylesine inatçıydı ki o sevgi dedikleri; düştüğüm her boşluk bana seni hatırlattı. Senin o inatçı sevgini... Kaderimi küçümseyip hep bir başkasını aradığımda, gördüğüm her şey sonunda seni hatırlattı bana."