En tehlikeli pskolojik işaret panik değildir. Ne öfke ne de keder.. Asıl tehlike doğal olmayan bir sakinliktir. Bir insan yarasına bakar ve hiçbir şey hiseetmiyorsa, buna hemen 'güç' deme! Çoğu zaman bu zihnin savunma hattıdır. Ruh, ego tatmin olsun diye kendini uyuşturur, bu an hayatın sessizce mekanikleştiği an'dır. Konuşursun, çalışırsın, gülersin ama içinde ki bir parça karanlığa çekilmiştir. Bu sakinliği çöküşlerden önce, kopuşlardan önce, hayattan ani kayboluşlardan önce çok kez gördüm! Çünkü duygu öldüğünde vicdan da çoğu kez peşinden gider. Vicdan sustuğunda, zihin seninle gizlice pazarlığa başlar. 'Sorun yok' der, 'hiçbir şeyin önemi yok' der.. Soğuk çözümleri, sıcak bir mantıkla sunar. İşte bu yüzden tetikte kalman gerekir. Bilinçdışı sembollerle konuşur. Evinin içinde boş odalar olan bir rüya, tanıdık ama yabancı gibi hissettiren bir yüz, gözlerin arkasında hiçbir şey yansıtmayan bir ayna..Bunlar şiirsel tesadüfler değildir, bunlar uyarıcıdır. Sağlıklı bir zihin acıyı hisseder ve orada kalabilir. Tehlikeli bir zihin ise hiçbir şey hissetmez ve buna 'huzur' adını verir. O yüzden bu sakinliği kutlama ve onunla otur, yani eğer bu sakinliği fark ediyorsan, bu uyuşmuş hissizleşmiş iç iklimi, kendine şunu sor; 'neyi diri diri gömdüm!' Çünkü hissetmeyi reddetiğin şey; yok olmaz, bekler. Ve geri döner, bu kez duygu olarak değil, Kader olarak
Duygu ve Düşünce
deli öfkem galip
Kıraç bir şarkısında soruyordu; "Deli öfkem, kara sevdam hangisi galip?" diye. Uzun zaman bu sorunun cevabını aradım. Kalbimin önüne sevgiyi koydum, sabrı koydum, affetmeyi koydum. İnsan sevdiğinde öfkesini susturması gerektiğine inanıyor çünkü. Sanki öfke kötü, sevgi iyiymiş gibi anlatılıyor bize. Oysa kimse söylemiyor; bazen öfke de sevginin son nefesidir. Benim deli öfkem galip geldi. Ve bugün dönüp baktığımda bundan pişman değilim. Çünkü öfkem bana zarar veren şeyleri ilk fark eden duyguydu. Kalbim hâlâ bahaneler üretirken, öfkem gerçeği görüyordu. Ben hâlâ kalmaya çalışırken, öfkem çoktan gitmem gerektiğini biliyordu. Sevgi önümde diz çökmüş, biraz daha sabret diyordu. Öfke ise omzuma dokunup aynayı gösteriyordu. Görmek istemediğim her şeyi, duymaktan kaçtığım her cümleyi, kabullenmek istemediğim her gerçeği. İnsan bazen sevgisinden değil, sevgisinin büyüklüğünden kaybeder. Birini o kadar çok seversin ki kendine yapılanları görmez olursun. Kırılan yerlerini normal sanırsın. Yorulmayı sadakat zannedersin. Beklemeyi aşk sanırsın. İşte tam o noktada öfke gelir. Kapıyı yumruklayarak değil, içindeki son kalan saygıyı korumak için gelir. Çünkü öfke her zaman yıkmak istemez. Bazen sadece seni enkazın altından çıkarmaya çalışır. Bana göre en tehlikeli duygu öfke değil artık. En tehlikeli duygu, sana zarar veren şeylere rağmen sessiz kalabilmektir. Kendini hiçe sayacak kadar sevebilmektir bir başkasını. Çünkü insanı tüketen şey çoğu zaman nefret değildir; hak ettiği değeri görmediği halde kalmaya devam etmesidir. Bu yüzden öfkemin kazandığı gün aslında kaybetmedim. O gün içimde uzun süredir sürgünde yaşayan bir yanım geri döndü. Kendime olan saygım, kırılmış gururum, susturulmuş sesim geri döndü. İnsan bazı kapıları sevgiyle kapatamaz. Bazen son kilidi öfke vurur. Ve
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
'bazı kavgalarda kimin haklı olduğunun önemi yoktur.'
Bize lazım olan soylu bir öfkedir! Nuri Pakdil
Filistin
Sev kardeşim... Kaybetsen de sev Dillere düşüp rezil olsan da sev. Kalbini sıradan bir et parçası olarak götürme öteki dünyaya. De ki onlara... Ben boşuna yaşamadım. Sevmeyi öğrendim ve hiç unutmadım...! Ataol BEHRAMOĞLU
Söylenmemiş sözler gibi, çekmecemde sararmış kâğıtlar duruyor. Bazen elime alıyorum, tamamlayacakmışım gibi. Ama bazı mektuplar yarım kalmalı, Bazı suskunluklar hiç geçmemeli. ​Çünkü bazı cümleler biterse yüreğimdeki adresi kaybederim. Mürekkebi kuruyan her satır bir veda değil, bir bekleyiştir. Katlayıp sakladığım sessizlik belki de en gürültülü şiirimdir.
Şiir