Bazen insan, bir yuvayı ayakta tutabilmek için kendi kalbini ihmal eder. Oysa yuva; sadece aynı çatıyı paylaşmak değil, Allah’ın emanet ettiği iki gönlün birbirine merhamet olmasıdır. Nitekim Rabbimiz eşler arasındaki bağı anlatırken sevgi ve merhameti zikretmiştir. Çünkü Allah katında kıymetli olan yuva, insanların birbirini tükettiği değil; birbirine sükûnet olduğu yuvadır.Fakat şunu da unutmamak gerekir ki biz bu dünyaya sadece insanları memnun etmeye değil, Allah’ı razı etmeye geldik. Eşimiz, çocuklarımız, makamımız, malımız ve sahip olduğumuz her şey birer emanettir. Emanet sahibinin huzuruna döndüğümüzde bize sorulacak olan şey; insanları ne kadar memnun ettiğimizden önce, Rabbimizin rızasını ne kadar gözettiğimiz olacaktır. Bu yüzden insanı Allah’tan uzaklaştıran her yük yeniden düşünülmelidir. Kalbi karartan, ibadeti unutturan, huzuru tüketen insanı Rabbine yabancılaştıran her bağ; sırtımızda taşıdığımız görünmez bir yüktür. Bazen bir öfke, bazen bir kırgınlık, bazen de yıllardır taşınan bir korkuinsanın ruhunu zincire vurur. Kulun vazifesi, kendisini Allah’a yaklaştırmayan yükleri sırtında ömür boyu taşımak değil, onları Rabbinin yardımına bırakabilmektir.Belki de bu yüzden ayet bize kıyametin en çarpıcı sahnelerinden birini hatırlatır: Bir gün herkes kendi hesabıyla başa kalacaktır. O halde bugün kimse için kendimizi kaybetmeyelim; ama Allah için kendimizi bulalım. Çünkü insanın gerçek özgürlüğü, insanlara rağmen değil; Allah’a rağmen hiçbir şey taşımamayı öğrendiği gün başlar..
Duygu ve Düşünce
Çoğu zaman saldırganlık, doğrudan saldırma arzusunun ifadesi olarak değil, kendisini savunma zorunluluğu biçiminde ortaya çıkar. Özne kıskançlık, haset, talebinin karşılanmaması vb yaşadığı frustré olması sebebiyle ötekine saldırmak istemektedir; ancak bu arzu benlik ideali, ahlaki yasaklar veya Öteki'nin yasağı nedeniyle kabul edilemez bulunur. Bunun sonucunda saldırgan dürtü ikincil bastırmaya uğrar. Fakat bastırılan agresyon ortadan kalkmaz. Benlik içerisinde birikmeye devam eder. Öznenin tanımakta zorlandığı bu gerilim zamanla belirsiz bir affekte dönüşür. Bu, tasarımsız kalmış affekt ise çoğu durumda kaygı biçiminde deneyimlenir. Böylece başlangıçta saldırma arzusu olarak ortaya çıkan şey, özne tarafından kaygının sinyallemesi sebebiyle "tehlike altındayım" duygusu şeklinde yaşanmaya başlar. Bu noktada çeşitli savunma mekanizmaları devreye girer: Saldırmak istemek → İkincil bastırma → Saldıramamak → Agresyonun benlikte birikmesi → Birikimin tasvirsizliği olarak tanınmaz bir affekte dönüşmesi → Affektin kaygı olarak yaşanması → Kaygının egoyu tasarımsız bir tehlike olarak sinyallemesi → Kaygıyı taşıyamamak → Tersine çevirme → "Saldırılacağım" → Yansıtma → "Saldırgan olan ben değilim, o" → Bastırılmış agresyonun dışsallaştırılması → "Kendimi savunmam gerekiyor" → Rasyonelleştirme → "En iyi savunma saldırıdır" → Entelektüalizasyon → Saldırının meşrulaştırılması. Bu mantıkta özne artık kendi saldırganlığıyla karşılaşmaz. Saldırganlık Öteki'ne atfedilmiştir. Böylece özne, kendi agresyonunu savunma kisvesi altında yaşama imkânı bulur. Lacancı açıdan mesele, saldırganlığın ortadan kalkması değil, öznenin onu kendisinin bir parçası olarak tanımaktan kaçınmasıdır. Bu mekanizma yalnızca bireysel düzeyde değil, kolektif fantazmalarda da gözlemlenebilir. Edebiyat,
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Öfkenin çenesi düşüktür, kırgınlığın ise ağzı bıçak açmaz..
Alıntı
Evinin camından uzaklara dalmıştı … Bir dağ rahatlatıyordu onu … Gözlerinden akan sıcak yaşları memesinden akan sütün acısı hatırlatıyordu… Oniki kişi bir odaya sığışmıştı … Hayatı boyunca tek bir adam tarafından bu kadar insan ; eleştirilmekten koskoca bir evde minicik bir odada bulmuştu mutluluğu… Kendilerince gülüyordu … Bir bağırma sesiyle irkiliyordu hepsi ve susuyordu … Biraz sonra anneleri uyarma niyetiyle gelip o da katılıyordu sessiz huzura … Kendini Allah mı sanıyordu adam … Bu ne hiddet bu ne öfke …Yok yere … Şimdi sessiz bir odada yanlız başına mücadele ediyordu kanserle … Yalnızdı yalnız kalmıştı … Gerçek yaşamdan esinlenilmiştir …
Vakit geceli.
📌"İnsanların 'çoğuna' uyarsan, seni yoldan çıkarır" (En'am Suresi: 116)
1000Kitap
Sadece manzarası güzel diye oturmadım bir yere ,sadece güzel diye sevmedim ...anlamlar yükledim,mana kattım anılara sığındım ...anladım demiyorum anlamaya çabaladım..gözler güzel diye herkes severdi ben bakısı sevdim mana aradım ...ama....anlayış, ufacık bir olur aradım ...anlam katmaya calıstıklarımla ,olmadı..olmadığına öfke ile yaklaşmadım çare aradım kendim de aradım...sonra zamanla anladım ki ..Bu kadar anlayıs ,bu kadar mana aramak,bu kadar olur yol bulmak fazla...gönlü geçinmek olmayana ne yapsan fazla....