Puan vermedi·272 syf.··
2026 4. kitabı
Evet gerçekten de bir şey olduğu yok. yalnızca iki çocuk muzip bir şekilde yanıyor ve Lillian rus evlerinden hallice olan körpe yaşam alanından çıkıyor, bu iki çocuğa bakmaya girişiyor, aslında taşındığı şirin evin az ötesindeki malikanede de bir lise aşığı kalıyor ama bu da dert değil. Tamam, belki içinde çok çok ufak insani bir incelik olabilir, o kadar. "Bir Şey Olduğu Yok" şu ana kadar okuduğum en garip kitaplardan. kitap öfke kokuyor aslında. ama belki de Lillian daha fazlasını beklemediği için, belki kimse ona daha fazlasının olabileceğini söylemediği için, belki de yılların pörsümüşlüğünün onu asla bırakmayacağına inandığı için sadece kayıtsız kalıyor. bir yerden bir yere umutla değil, sadece olduğı yerden kaçmak için gidiyor ve ne hikmet ki bu yaşına kadar kendini bir şekilde taşımış. Açıkçası, bana sonlara doğru kitabın o muzip ve kayıtsız havası kaybolmuş gibi geldi. bir anda yazar duygusallaşmış ve aynı kaderi paylaşanlara yönelik sempatinin hayatı değiştirme gücü civarında konulara sapmaya karar vermiş gibi. ama yine de, kitabın çoğunluğuna hakim olan, size hikayenin teneke kutularla dolu ufak bir masada ve gözleri kızarmış bir çatlak tarafından yazıldığı hissini veren o çekici kaygısızlık için kesinlikle okunur bir kitap. ayrıca, kim alev alan çocuklara bakan yarı alkolik bir kadının hikayesini okumak istemez ki?!?!?!
Bir Şey Olduğu YokKevin Wilson · Domingo Yayınevi · 20211,001 okunma
Puan vermedi·
Ses ve Öfke “Şimdiye kadar yağmuru kim durdurabilmiş ki.” Kelimeler ve bağlantılı cümleler kayalara çarpa çarpa köpük yapıyordu durgun göllerde… zira o göller anlamaya çalışan beynimizdir. Yazık… hangi kafayla yazdın bunu sen… ama terk edemedim bir türlü çarpanlarını… “rüzgarın sürüklediği parçalara bölünmüş gökyüzü” gibi dağınık ama bakmaya yani okumaya doyamadığım hissi veren ve aynı zamanda nefret duygusu uyandıran terk edilemez acılar gibiydi anlatışın. Kimse okumamalı bu kitabı…
Ses ve ÖfkeWilliam Faulkner · Yapı Kredi Yayınları · 20263,107 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·247 syf.··
2026 77. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 12:14
Çöl Çiçeği – Waris Dirie Çöl Çiçeği benim için uzun süre unutamayacağım kitaplardan biri oldu. Daha ilk sayfalardan itibaren gerçek bir yaşam öyküsü okuduğumu bilmek beni derinden etkiledi. Waris Dirie’nin çocukluğundan başlayarak verdiği yaşam mücadelesi, hayatta kalma çabası ve özgürlüğe uzanan yolculuğu sayfalar boyunca beni hem duygulandırdı hem de hayran bıraktı. Kitapta en çok sarsıldığım nokta ise kadın sünneti gerçeği oldu. Böyle bir uygulamanın varlığını biliyordum ama yaşanan acıları, fiziksel ve psikolojik etkilerini birinci ağızdan okumak bambaşka bir deneyimdi. Bazı bölümlerde gerçekten okumakta zorlandım; öfke, üzüntü ve çaresizlik duygularını aynı anda hissettim. Bir çocuğun bunları yaşamak zorunda kalması beni derinden etkiledi. Bunun yanında kitap yalnızca acıları anlatmıyor. Aynı zamanda umudu, cesareti ve insanın kendi kaderini değiştirme gücünü de gözler önüne seriyor. Waris’in Somali çöllerinden başlayıp dünyanın tanınan isimlerinden biri hâline gelmesi, karşısına çıkan tüm engellere rağmen pes etmemesi bana büyük bir ilham verdi. Hikâyesini okudukça onun ne kadar güçlü bir kadın olduğunu daha iyi anladım. Yazarın samimi ve içten anlatımı sayesinde kendimi olayların içinde hissettim. Sayfalar ilerledikçe Waris’in korkularını, hayallerini ve yaşadığı zorlukları adeta onunla birlikte yaşadım. Kitabı elimden bırakmak istemedim ve bitirdiğimde keşke biraz daha uzun olsaydı diye düşündüm. Benim için Çöl Çiçeği sadece bir biyografi değil, aynı zamanda kadın hakları, özgürlük ve insan onuru üzerine güçlü bir farkındalık yaratan bir eserdi. Okurken hem çok şey öğrendim hem de derinden etkilendim. Bazı kitaplar hikâyesiyle, bazıları verdiği mesajla akılda kalır; Çöl Çiçeği ise ikisini birden başaran, herkese gönül rahatlığıyla önerebileceğim çok özel
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat · 200211,6bin okunma
Ağla gitsin yeter
7/10
·368 syf.··
2026 12. kitabı
İkiz kardeşlerimiz Emilia ve Vittoria. İki kardeş birbirinden farklı Emilia daha sakin evde kalıp kitap okumayı seven tercih eden bir tip, Vittoria ise daha maceraperest. Burada okurun birinden inceleme gördüm ve hak verdim. Bende Vittoria'nın gözünden okumak isterdim, Emilia biraz fazla pasif kaldı. Vittoria daha meraklı ve daha gizemliydi onun gözünden okusak onu merak ederken daha keyifli olurdu bence.. Çeviri kaynaklı olduğunu düşündüğüm bazı sayfalar var bu konuya nereden geldik hangi ara oldu bu diye anlayamadığım bir iki sayfa var. Olaylar birbirine bir şekilde bağlanıyor yazar bunu iyi becermiş. Diyorum ki ya ne alaka şimdi bir bakıyorum konuyu bağlamış bu konuda hakkını yiyemem. Sinir olduğum ve okurken yeter artık dediğim satırı sizinle paylaşacağım. "Gözlerim akmayan yaşlardan ötürü yanmaya başlamıştı" yeter artık ağla lanet cadı dedim içimden. Spoiler ! Öfke'nin öldüğünü düşündüğünde ağladı, baya üzüldü falan sandım çok geçmeden normal yaşantısına devam etti. Emilia sürekli Öfke'nin iblis olduğunu unutuyordu merhamet, anlayış falan bekliyordu. Kaldı ki Öfke gerçekten de kibardı amacının ne olduğunu ne istediğini tam kestiremedim ve onu merak etmekten kendimi alıkoyamadım. Diğer anlamadığım durum ise Haset'ten duyduğu şeylerden sonra sinirlenip neden öfkeyi öptü onu hiç anlayamadım normal tartışabilirdiniz. Kaldı ki kitap baya baya yavaş ilerliyor ve içinde aşk kırıntısı vardı duygu sıfıra yakındı. Ayrıca nineleri insan gibi anlatsaydı Vittoria ölmezdi, böyle plansız iş yapacaklarına nineleri durumu güzelce ifade etse tabiri caizse bok yoluna gitmezlerdi. Ayrıca manastırda bir bok yeniği olduğunu anlamıştım Antonoia dan şüphelenmiştim şaşırmadım da. Ama son finalde çağırdığı iblisi öğretmeni olan Haset gelir diye beklemiştim. Kibir ne alaka. Bizim
Kötülerin KrallığıKerri Maniscalco · Ephesus Yayınları · 20211,548 okunma
TAVŞAN DELİĞİ
8/10
·344 syf.·
2026 44. kitabı
Selam. Bu gün daha iyi anlaşılmasını istediğim bir kitaptan söz etmek istiyorum. Kitabı okuduktan sonra ekin ✧ tüm kapalı anlamları açıklayan bir araştırma atmıştı bana, bundan çokça faydalandığımın altını çizmek istiyorum. Ancak kimse inceleme yazmaya yanaşmayınca bu işe el atmaya karar verdim. Çok fazla inceleme inceleyip yazdığım ilk inceleme bu oldu çünkü topluca herkesin aklındaki karışıklıkları gidermek istedim. !Spoiler içerir Mona Awad'ın Tavşan romanı son yılların en kutuplaştırıcı eserlerinden biri. Sevenleri onu modern gotiğin en özgün örneklerinden biri olarak görürken, sevmeyenleri anlamsız ve gereksiz derecede absürt olmakla suçluyor. İlginç olan şu ki, kitaba yöneltilen eleştirilerin büyük kısmı aslında romanın başarısız olduğunu değil, tam olarak yapmak istediği şeyi başardığını gösteriyor çünkü Tavşan okurunu rahat ettirmek için yazılmış bir roman değil. Bu nedenle kitabın aldığı düşük puanların önemli bir kısmının, romanın niteliğinden çok okurun beklentileriyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Pek çok kişi kitabı eline aldığında Donna Tartt'ın Gizli Tarih'ine benzeyen, seçkin öğrenciler, akademik entrikalar ve planlı suçlar etrafında dönen geleneksel bir dark academia hikâyesi bekliyor. Oysa Awad'ın yazdığı şey bambaşka. Bu kitap bir kampüs romanı görünümüne bürünmüş yaratım alegorisi, ir cinayet hikâyesi görünümüne bürünmüş yazarlık hikâyesi, bir arkadaşlık hikâyesi görünümüne bürünmüş yalnızlık hikâyesi ve her şeyden önemlisi, güvenilmez bir anlatıcının zihninde geçen olayları okuduğumuz farklı bir kitap. Ben farklı zihinleri okumayı çok sevdiğimden bu durum çok hoşuma gidiyor. Romanın geçtiği Warren Üniversitesi bile aslında anlamlıdır. İngilizcede "warren" kelimesi tavşan yuvası, yani yer altındaki karmaşık tünel sistemi anlamına gelir. Daha
Duygu ve Düşünce
TavşanMona Awad · İthaki Yayınları · 2024747 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 8. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 18:00
Mumlar Sonuna Yanar, dostluk, sadakat ve ihanet temalarını işleyen çarpıcı bir psikolojik romandır.Hikaye, tam 41 yıl boyunca birbirini görmemiş iki eski dostun, kasvetli bir şatoda bir akşam yemeğinde bir araya gelişini konu alıyor. Görünüşte son derece normal olan bu buluşma, aslında geçmişin, dostluğun, sadaktin kaçınılmaz bir hesaplaşmasına dönüşüyor.Etkileyici olan kısım, hikayenin çok büyük bir kısmı tek bir mekanda, iki karakterin karşılıklı diyalogları ve Henrik'in monologları üzerinden ilerliyor. -Buna rağmen temposu hiç düşmedi. -Ayrıca az sayfa olmasına rağmen çok yoğun bir edebi tat veriyor. Insan ilişkilerini masaya yatırırken bizi sarsıcı sorularla baş başa bırakıyor: "Bir insanı sevmek, onun her şeyine sahip olmak istemek midir?" İşte bu can alıcı soru, Henrik ve Konrad'ın çocukluktan kalma dostluğunun sınıfsal farkların, kıskançlığın ve paylaşılamayan bir kadının gölgesinde nasıl un ufak olduğunu gözler önüne seriyor.Gece ilerleyip mumlar sonuna kadar yanıp bittiğinde ise geriye ne öfke kalıyor ne de nefret; sadece yaşanmış ve geri dönüşü olmayan bir hayat... Sandor Marai'nin insan ruhunun derinliklerine inen, gurur, kıskançlık ve kader kavramlarını sorgulayan psikolojik tahlilleri mükemmel, kitabı bu kadar lezzetli yapan da bu bence.. Tavsiye ederim
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,5bin okunma