9/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2026 138. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 17:58
Merhaba. Bugün Araf yorumuyla geldim. Henüz kitabı yeni bitirdim ama yorumumu ertelemek istemiyorum. İçimdeki duygu yükünü benim için anlatmak biraz zor. Elimden geldiğince kelimelere dökmeye çalışacağım. Araf, hayatı boyunca kendi hayatıyla ilgili konularda bile söz sahibi olamamış, hiçbir yere ait olamayan, sürekli bir arayış içinde ama ne aradığını bile anlayamayan, hayata karşı dik duramayan, kendine bile yabancılaşan Ercan'ın hikayesi. Kitap boyunca olaylardan çok kişilerin iç dünyalarına konuk olduk. Iki bölümden oluşan kitabımızda ilk bölüm Ercan'a ayrılmışken, ikinci bölümde Adara, Sezer, Gökhan ve Beren'in gözünden yaşananları okuyoruz. Hepsinin duygularıyla yaşananları okumak o kadar güzeldi ki. Çok yerde öfkelendim, Adara'ya, Sezer'e, Gökhan'a. Ama en çok öfkem Ercan'in ilk sayfalardaki serzenişi gibi benim de Sezer'e oldu. Gerçekleri onun gözünden okurken Sezer'e içimden ah ulan Sezer bir sürü hayatı yaktın demek geldi.. ama bu öfkenin arkasında Ercan dışındaki diğer karakterlere üzülmedim desem yalan olacak.. Yanlış tercihleri yüzünden hem kendilerini hem Ercan'ı yakan Adara'ya, Gökhan'a... ama ben en çok Beren'e üzüldüm.. Ve elinde fotograf sahnesi yetmezmiş gibi babasının ağlayarak sarılamadım dediği yer var ya ben orda koptum. Yutkunamadim. Gözümden yaş gelen dayanamadığım yer orasi oldu. Belki de babasının da olaylarda payının büyük olduğunu düşünmemden kaynakli bilemiyorum.. İçimdeki hüznü de, öfkeyi de, yaşanamamisliklara olan kırgınlığımı da anlatmak o kadar zor ki.. Kitabı okurken yer yer durup düşündüğüm zamanlar çok oldu. Ben olsaydım ne yapardım diye düşünmekten, kendi hayatınızı sorgulamaktan kendinizi alamıyorsunuz. Sadece Ercan'in değil hepimizin hikayesi benim için. Kitap kısa ama bana hissettirdikleri o kadar yoğun ki. Kitabı kapatınca
1000Kitap
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202630 okunma
okuyun
10/10
·824 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 14:54
Ne yalan söyleyeyim, bu kadar derin bir hikayeyle karşılaşmayı beklemiyordum. Kitabı okumadım, yaşadım desem yeridir. Çünkü yazarın kalemi ve yarattığı sinematografi öylesine güçlü ki kendimi Leningrad'ın karla kaplı sokaklarında yürürken, siren sesleri arasında nefes almaya çalışırken ve karakterlerin yaşadığı her duyguyu iliklerime kadar hissederken buldum. Kitabın bu kadar çok okurun kalbinde iz bırakmasının sebebi bence bu. İçimden bir ses kitabın dizi ya da filminin yapılacağını söylüyor. Olaylar, Almanya'nın 1941 yılında Sovyetler Birliği'ni işgal etmesiyle başlıyor. Herkes ekmek ve yiyecek kuyruklarında beklerken, Tatyana kendine bir dondurma alıp otobüs durağında oturuyor. Tam da o sırada Kızıl Ordu subayı Alexander Belov ile karşılaşıyor. Elbette birbirlerine âşık oluyorlar; fakat aralarında büyük bir engel var: Tatyana'nın ablası Daşa. Daşa, Alexander'a takıntılı bir şekilde âşık ve ne yazık ki Alexander ile Tatyana'dan önce tanışmış. Karşılaşma sahnesini ve sonrasında iki karakter arasında gelişen diyalogları son derece güçlü, samimi ve etkileyici buldum. En sevdiğim karakter ise Tatyana oldu. Bazı okurlar onun davranışlarını çocukça ve aptalca bulmuş. Ben buna kesinlikle katılmıyorum. Kitaptaki en olgun ve en güçlü karakterlerden biri Tatyana'ydı. Üstelik henüz 17 yaşında olduğunu da unutmamak gerek. Onun yaşında birinin vereceği tepkileri yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerektiğini düşünüyorum. Daşa'ya sinirlendiğim yerler oldu ama bu öfkem Alexander'la ilgili değildi. Tatyana'yı sürekli küçümsemeye çalışması, onu geri planda bırakması ve yer yer iğneleyici tavırları sinirime dokundu. Yine de aldatılmayı hak ettiğini düşünmüyorum. Ama garip bir şekilde Alexander'ı kitabın ortalarına doğru bu konuda suçlamayı bıraktım ve davranışının arkasındaki
Bronz AtlıPaullina Simons · Pegasus Yayınları · 20161,560 okunma
Reklam
7/10
·176 syf.··
2026 55. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 15:42
İlk iki kitapta yaşananları parça parça öğreniyorduk ama bu kitapta o geceye dair çok daha fazla şey öğreniyoruz. Ve dürüst olmam gerekirse okudukça öfkem giderek büyüdü. Bazı sahnelerde sadece üzülmedim, bildiğin sinirlendim. İnsanların hayatlarını mahvedip hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam eden karakterleri okumak gerçekten çok zor. Bu kitapta en sevdiğim şey gizemin büyümesi oldu. Bir yandan geçmişe dair cevaplar alırken diğer yandan yeni soru işaretleri ortaya çıkıyor. Kasabada tam olarak ne oldu? Babası neden seri katil olarak suçlandı? Şerifin kızına ne oldu? Bunların hiçbirinin cevabını henüz bilmiyorum ama merak duygusunu çok iyi canlı tutuyor. Hâlâ yazarın diliyle ilgili bazı sıkıntılarım var. Ama buna rağmen kitap kendini okutmayı başarıyor. Bu kadar karanlık olayın içinde iyi hissettiren nadir karakterlerden biri Logan. Eksikleri olsa da merak duygusunu, gerilimi ve duygusal ağırlığı çok iyi veren bir kitaptı. Ben buradan 4. Kitaba ışınlanıyorumm
Mindf*ck 3: Kızıl MelekS. T. Abby · Artemis Yayınları · 202648 okunma
10/10
·344 syf.··
2026 36. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 11:51
Selammm Bir gece eğlenmek için arkadaşlarıyla çıktığı partiden sonra genç bir üniversite öğrencisi ortadan kaybolur Lena Beck.Günler haftalara, haftalar yıllara dönüşür. Polis soruşturmaları sonuçsuz kalırken medya ilgisini kaybeder, geriye yalnızca umutlarını yitirmemeye çalışan bir aile kalır. Her geçen yıl, kızlarının yaşayıp yaşamadığına dair belirsizliği daha da büyütür. Ancak gerçek, kimsenin hayal edemeyeceği kadar korkunçtur. Genç kadın yıllardır ormanın derinliklerinde dış dünyadan tamamen koparılmış bir kulübede yaşamaya zorlanmaktadır. Kendisini mutlak otorite ilan eden bir adamın koyduğu kurallar altında geçen bu hayat, zamanla bir esarete dönüşmüştür. İki çocuğuyla birlikte hayatta kalmaya çalışan kadın için özgürlük artık yalnızca uzak bir hayaldir. Yıllar sonra yaşanan beklenmedik bir olay, uzun süredir kayıp olan kadının bulunmasını sağlar. Fakat kurtuluş her zaman mutlu son demek değildir. Çünkü bazı zincirler bedenlerden önce zihinlere vurulur. Geçmişin karanlığı peşini bırakmazken, gerçeklerle yüzleşmek kaçmaktan çok daha zor olacaktır. ️Yazarın zekâsına gerçekten hayran kaldım. Kitabın en büyük başarısı, gizem unsurunu son sayfalara kadar koruyabilmesi. Hikâye boyunca defalarca tahmin yürüttüm, farklı ihtimaller üzerinde durdum ama gerçek ortaya çıktığında aklımın ucundan bile geçmeyen bir isimle karşılaştım. O ters köşe o kadar başarılıydı ki kitabı bitirdiğimde birkaç dakika boyunca olanları sindirmeye çalıştım ️Özellikle kendisini "baba" olarak tanımlayan o psikopat karakter son derece rahatsız edici ve gerçekçi yazılmıstı. Kendi doğrularını mutlak gerçek kabul eden, insanları bu doğrulara boyun eğmeye zorlayan, hayatları üzerinde tanrı rolü oynamaya çalışan biri.. Kitap boyunca ona karşı öfkem giderek arttı. Hatta bazı bölümlerde kendimi
Sevgili ÇocukRomy Hausmann · Eksik Parça Yayınları · 2020161 okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2026 17. kitabı
İKTT, 11 öyküden oluşan bir ilk kitap. Arka kapakta şöyle bir ifade var: ...okura yoğun, içten ve güçlü öyküler vaadediyor. Buna katılmam mümkün değil. Öyküler yüzeyseldi ve teknik anlamda -bazı öykülerde takdir ettiğim hamleler olsa da- dişe dokunur düzeyde değildi. Bu da güçlü olmadığı sonucunu doğurur. Genel manada yalnızlıkla sonuçlanmış ilişkilerle karşılaştım. Ancak nedenleriyle ilgili bir veriye ulaşamadım. Dolayısıyla genelgeçer yorumlar yapmak durumunda kaldım. "Yabancılaşma" gibi modernist romanın karakteristik özelliklerinden birinin de her kitaba serpiştirilmesine artık sinirleniyorum. Zira bu yolda dirsek çürütmüşlerin fark edecekleri üzere yabancılaşma, tesadüflerin yalnız bıraktığı ve biraz da duygusallaşan insanı temsil etmez. Şu açık ki burada yabancılaştığı söylenen bütün kişiler, bu eylemi bilinç dışı gerçekleştiriyor. Yani düşünsel yönü yok. Ortada bir tercih yok. Pasif isyan yok. Son dönemde örneğini çokça gördüğümüz için artık bazı konuların sertliği de kalmadı. İşlevsiz betimleme, olay ve detaylarla dolgu öykücülüğüne doğru son sürat koşuyoruz. Okur alıntılarıyla avunuyoruz fakat böyle yaparak geleceğe taşabilir miyiz? Anlatma kabiliyetine sahip, yaşadığı çevreye hakim bir yazarın kitabını okudum. Biraz öfkeliyim. Öfkem şahsi olarak yazara ya da kitaba yönelik değil. Bunları tartışamamamıza... Dilediğince yazmasın mı kimse? Yazsın. Ama diğerinden üstünmüş gibi de gösterilmeden. Prestijli ödüller alan kitaplardan pek de eksiği yok zira. Son dönemde tartışılan -metnin konusunu pek önemsemem- bir mevzu haline de gelen ve anlaşılır sadelikte yazılan "beyaz yakalı" öykülerden keyif alanlara öneririm.
İçimdeki Kilitleri Tek TekGaye Keskin · Can Yayınları · 202587 okunma
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 23:54
"Bir köşede manen çürüyerek hayatımı nasıl harcadığımla kibirli öfkem yüzünden yaşayan dünyadan tamamen kopup yeraltına nasıl çekildiğimle ilgili uzun hikâyeler anlatmak hiç de ilginç olmaz elbette. Romanın kahramana ihtiyacı vardır, oysa burada kasten toplanmış olan bütün bu özellikler anti kahramana ait." Bu son sayfadaki alıntı kitap hakkında genel bir bilgi veriyor zaten. Dostoyevski, bu kitabını döneminin hakim düşünce yapısına bir başkaldırı olarak yazmış ve iki bölüme ayırmış. Kitabın birinci bölümü felsefi bir monolog şeklinde ilerliyor ve o dönemin pozitivist (olgucu) düşüncelerini eleştiriyor. İkinci bölümde ise kahramanımızın yaşadığı kötü anılara şahitlik ediyoruz. Dostoyevski, bu kitabıyla insanın iç dünyasındaki çelişkileri, aşağılık komplekslerini ve "bilincin fazlalığının bir hastalık olduğunu" göstererek Varoluşçuluk akımının ilk modern örneğini sunmuş aslında. Yeraltı dünyası ise kendi içsel hapishanesinin ta kendisi. Kitabın yazıldığı döneme bakınca da yazarın özel hayatındaki çalkantılı ve buhranlı günlerin verdiği kayıplar, acı ve yalnızlık bu kitabın oluşmasındaki en büyük psikolojik etken olmuştur. Dil ve anlatım açısından gayet akıcı ve sürükleyici bir kitap. Çeviriyi başarılı buldum. Okumaya değer bir kitap.
İnceleme
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Kapra Yayıncılık · 2022159,7bin okunma
Reklam
Reklam