Suzan Hanım on bire doğru geldi. Üstünde bir güzellik vardı.
Gerçekten güzelleşiyorsa iyi;
ben güzelliğini görmeye başladıysam o da iyi;
güzelliği yakıştırmaya başladıysam,
bu yazının zaferidir, o belki daha da iyi.
"Altı lamba gibiydik, altı ayrı yerinden aydınlatan odayı."
Medeniyet icabı iyi geceler denip odalara dağıldıktan sonra, şimdi hiçbirini hatırlamadığım kelimelerle tarif ederdim defterime, kendini aydınlatmaktan aciz altı lambanın yarattığı umutsuz karanlığı.
Artık yazdıklarımın bir anlamı olsun istiyorum. Bir şey söylüyor olayım. Bu ne bu, bu satırlar ne anlama geliyor? diye bir soran olursa, sanki olabilirmiş gibi, diyebileyim ki: bu bir hikâye, ama biraz karışık.
Hiçbir yağmur, hiçbir rahmeti göklerin
Yıkayamaz mı, bembeyaz edemez mi bu elleri?
Rahmet neye yarar bir suç olmazsa silinecek?
İnsan iki şey beklemez mi dualarından:
Günah işlememek, işleyince de bağışlanmak.
Kaldır öyleyse başını: Bir günahtır işlemişsin.
Kaldır, ama hangi duaya sığar senin bu yaptığın?
Bağışla bu korkunç suçumu, diyebilir miyim?
Diyemem, çünkü bende, elimde duruyor hâlâ