Puan vermedi·336 syf.··
2026 74. kitabı
Dün gece kitabı bitirdim ama Salvatore hala aklımdan çıkmıyor. Etrüsk Gülümsemesi’ni okurken kendimi sık sık onun yanında oturuyormuş gibi hissettim. Hastalığının gölgesinde yaşayan, huysuzluğu ve inadıyla herkesi zorlayan bu yaşlı adamın Milano’da geçirdiği günleri okumak beklediğimden farklı çıktı. Torunuyla geçirdiği zamanlar arttıkça değişen halini izlemek hoşuma gitti. Brunettino ile ilgili bölümleri ayrı sevdim. Salvatore’nin torununu seyredişinde, onunla konuşuşunda, bebek arabasını sürerken duyduğu mutlulukta gösterişsiz bir sıcaklık vardı. Bir çocuğun hayatına girmesiyle insanın dünyaya bakışının değişebileceğini anlatıyor kitap. Salvatore’nin yeniden gençleştiğini söyleyemem ama uzun zamandır unuttuğu bazı duygularla yeniden karşılaştığı belli. Andrea ile olan sahneler ise bende ayrı bir yer tuttu. Baba ile oğul arasında yılların bıraktığı bir mesafe var. Birbirlerini seviyorlar ama bunu göstermenin yolunu pek bilmiyorlar. Bu yüzden mutfakta geçen o sahne benim için kitabın unutamadığım bölümlerinden biri oldu. Bazen insanların birbirine söyleyemediği şeyler, söylediklerinden daha fazla yer kaplıyor. Son sayfalara geldiğimde vedanın yaklaştığını biliyordum. Buna rağmen kitabı kapattığımda içimde yalnızca hüzün yoktu. Salvatore’nin hikayesi bana, insanın kaç yaşında olursa olsun yeni bağlar kurabileceğini hatırlattı. Kitabı bitirdikten sonra bir süre başka bir kitaba başlayamadım. Salvatore’yi, Brunettino’yu ve ailece oturdukları o sofraları düşünmeye devam ettim. Kitabın sonundaki o gülümsemeyi de kolay kolay unutacağımı sanmıyorum.
Etrüsk GülümsemesiJose Luis Sampedro · Paris Yayınları · 20265 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 73. kitabı
Kitapta sekiz öykü var. Birbirlerinden farklı konular anlatsalar da çoğunda kayıp, ölüm ya da bir anda değişen hayatlar var. Kimi zaman ormanın içindeyiz, kimi zaman bir evde, kimi zaman bir ailenin yanında. Öyküler kısa ama yaşananlar kolay unutulacak türden değil. Ben en çok anne baba ve çocukların olduğu öykülerde zorlandım. Oğul bunlardan biriydi. Başsız Tavuk da öyle. Bazı yerlerde olacak şeyi önceden anlıyorsunuz ama bu durumu değiştirmiyor. İnsan yine de devam edip ne olacağını görmek istiyor. Sanırım okumaya devam etmemin nedeni de buydu. Öyküler arasında en sevdiğim hangisiydi desem tek bir tane seçemem. Ama bazılarını diğerlerinden daha fazla sevdim. Oğul, Başsız Tavuk ve Kuş Tüyü Yastık benim için biraz daha öne çıktı. Üçü de farklı şeyler anlatıyor ama en çok bu öykülerde içim sıkıldı. Farklı ve güzel bir okuma deneyimiydi.
Güneşli UygarlıklarHoracio Quiroga · Paris Yayınları · 20256 okunma
Reklam
Puan vermedi
Bir garip beste, bir garip hikâyeyle birleşirse ne olur? Ortaya muazzam bir eser çıkar. Hayat bir sestir ve o sesten sayamayacağımız kadar çok melodi doğar. Düşünsenize, toplamda kaç nota vardır ki? Ama o birkaç notadan binlerce şarkı ortaya çıkar. Biraz düşünmek ve kendinizi farklı açılardan sorgulamak isterseniz, bu roman tam size göre. Yazarı çok seviyorum. Dili, üslubu ve olaylara bakış açısı o kadar doyurucu ki onu okumayan çok şey kaçırır. Edebiyatta üçüncü şahıs anlatımı oldukça sık kullanılır. Yazar da bu anlatım biçimini ustalıkla kullanarak anlatmak istediklerini okura daha geniş bir perspektiften ve daha etkili bir şekilde aktarmış. “Tanrı müziği yarattı ve sustu…” Bir baba-oğul hikâyesinden yola çıkan roman, 1930’lardan 1960’lı yıllara uzanan bir zaman diliminde, musiki evreni eşliğinde masallar ve efsanelerle örülü büyülü bir yolculuğa çıkarıyor okurunu. Efsunlu bu hikâyenin içinde Nubar ile ud sanatının inceliklerini keşfederken, Tahir’in gelişimine de tanıklık ediyorsunuz. Kötü bir annenin nelere sebep olabileceğini görürken, aşkın o muhteşem senfonisinin ud sanatına karıştığında nasıl bir büyü yarattığını sayfalar ilerledikçe daha iyi anlıyorsunuz. Çok, çok, çok iyi bir kitaptı. Okursanız asla pişman olmayacağınız kitaplardan biri. Birçok yerde notlar aldım; onları da ayrıca paylaşacağım.
Avucumda Rüzgar Varİsmail Güzelsoy · Doğan Kitap · 2022161 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 470. kitabı
Bahçıvan ve Ölüm, çağdaş Bulgar edebiyatının usta kalemi Georgi Gospodinov'un, babasının gidişinin ardından tuttuğu o derin ve sessiz yasın edebi bir vesikası. Yazar, bir zamanlar toprağa can veren, bitkileri budayan ve doğanın döngüsünü sabırla izleyen bir bahçıvanın, yani babasının ölümünü, yine o bahçıvanın bilgeliğiyle anlamlandırmaya çalışıyor. Ölüm burada aniden patlayan bir trajedi değil, sonbaharın gelmesi gibi kaçınılmaz, toprağa dönmek kadar organik bir süreç olarak işleniyor. Gospodinov, kayıp karşısında yükselen o tanıdık varoluşsal sancıyı ve melankoliyi hırçın bir feryatla değil; hafızanın koridorlarında gezinerek, geride kalan anıların kokusunu içine çekerek ve kelimelerle bir nevi teselli bahçesi inşa ederek dindiriyor. Sadece bir babaya veda etmekle kalmıyor, aynı zamanda toprağa bağlı yaşayan o eski kuşağın sessiz gidişine ve onlarla birlikte silinen bir dünyanın hafızasına da ağıt yakıyor. Kök salmak, solmak, eksilmek ve her şeye rağmen hatırlamak üzerine yazılmış; sadeliğiyle kalbi sızlatan, derinliğiyle uzun süre zihni terk etmeyen, son derece şahsi ve lirik bir başyapıt.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Puan vermedi·138 syf.··
2026 435. kitabı
Semaver, Türk edebiyatında hikayeciliğin dönüm noktalarından biri kabul edilen usta yazar Sait Faik Abasıyanık’ın ilk kez 1936 yılında yayımlanan ilk hikaye kitabıdır. Bu eser, sadece yazarın edebiyat dünyasına attığı güçlü bir adım değil, aynı zamanda Türk öykücülüğünün geleneksel kalıplardan sıyrılıp bireyi, sokağı ve sıradan insanı merkeze alan yeni bir anlayışla tanışmasının da belgesidir. Kitaba adını veren ve açılış öyküsü olan Semaver, İstanbul’da bir fabrikada işçi olarak çalışan Ali adındaki genç bir adamın ve onun annesiyle olan huzurlu, sade yaşamını konu alır. Hikayedeki semaver, sadece çay pişiren bir ev aleti değil; o küçük evdeki sıcaklığın, sevginin, sabah neşesinin ve anne-oğul arasındaki kopmaz bağın canlı bir timsalidir. Ali’nin her sabah annesinin yaktığı semaverin sesiyle uyanışı, işine gidişi ve evdeki o küçük mutluluk zinciri, annesinin ani ölümüyle trajik bir şekilde kırılır. Sait Faik, ölümün getirdiği o ağır ve dilsiz acıyı, Ali’nin bir daha asla kaynatamadığı semaver üzerinden muazzam bir durgunlukla ve derinlikle anlatır. Kitapta yer alan diğer hikayelerde de Sait Faik, kulaklarımıza o bildiğimiz tanıdık İstanbul’un seslerini fısıldar. Fabrika işçileri, balıkçılar, kahvehanelerdeki emekliler, sokak çocukları, küçük esnaflar ve adalardaki sıradan insanlar onun öykülerinin başkahramanlarıdır. Yazar, bu insanları sınıfsal ya da ideolojik birer kalıp olarak değil; iç dünyaları, yalnızlıkları, sevinçleri ve insani sıcaklıklarıyla edebiyata dahil eder. Onun gözünde her insan, keşfedilmeyi bekleyen bir cevherdir. Semaver, Sait Faik’in insan sevgisiyle yoğrulmuş o eşsiz, şiirsel, yalın ve samimi dilinin en güzel örneklerini barındırır. Toplumsal normların ve büyük anlatıların gölgesinde kalan küçük hayatların güzelliğini keşfetmek, İstanbul’un
SemaverSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 201915,2bin okunma
Puan vermedi·392 syf.··
2026 387. kitabı
Hakan Günday’ın yer altı edebiyatının sarsıcı ve ödüllü zirve noktalarından biri olan eseri Daha, insan kaçakçılığı gibi karanlık ve trajik bir küresel meseleyi, dokuz yaşındaki bir çocuğun gözünden ve onun canavarlaşıp büyüme hikayesi üzerinden anlatıyor. Kitabın baş kahramanı Gazâ, Ege kıyısında babası Kaptan’ın göçmen kaçakçılığı ağının tam ortasında büyür. Daha çocuk yaşta göçmenlerin dramına, ölümlerine, saklandıkları depolara tanıklık etmekle kalmaz; babasının baskısı ve manipülasyonuyla bu sistemin acımasız bir çarkına, hatta bir işkenceciye dönüşür. Yazar, Gazâ'nın masumiyetini kaybedişini ve bir suç dehasına dönüşme sürecini, felsefi derinlik ve psikolojik tahlillerle harmanlayarak işler. Hakan Günday'ın o kendine has, tokat gibi çarpan, sert ve ödün vermeyen dili, okuyucuyu insan doğasının en karanlık dehlizlerine götürür. "Daha" sadece göçmen krizine değil; iktidar hırsına, baba-oğul ilişkilerine, vicdanın sınırlarına ve insanlığın bittiği o gri alana dair yazılmış, okuduktan sonra uzun süre etkisinden çıkılamayacak modern bir başyapıttır.
DahaHakan Günday · Doğan Kitap · 202517,1bin okunma
Reklam
Reklam